Kısa dalga yayın
memleket meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
memleket meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29.03.2013
bordo bereliler
vatanı ve milletinin huzuru için gönüllü olarak senelerce anasından, babasından, eşinden, çocuğundan, sıcak bir döşek, kalın bir yorgan, sofrasında sıcak yemekten feragat ederek; dağda çakal-it gibi yaşayıp, köylüsünden,memuruna, işçisine, doktoruna, mühendisine bu milletine hizmet eden sivil, silahsız evlatlarına kancıkça pusu kurup, kaçırıp katleden kancıklara-teröristlere dolaştıkları dağı taşı dar eden bu müstesna şahsiyetleri bir milletin mastürbasyon vesile görmek dağdakilerin kancıklığından daha alçakçadır ki en azından dağdaki terörist bile bir şeylerden feragat edebilme cesaretini göstermiştir.
her millette konforunu, huzurunu milleti için feda edecek bu tür kahramanlar yetişip bulunmadığı için bu milletin - en azından bir çoğunun - gurur ve şeref kaynaklarıdır.
bu kahramanları milletin mastürbasyon aracı görenlerin kendinden başka kimler için ne fedakarlıklar yaptığı merak konusu edilmelidir.
milli mücadelede bile kentlerdeki satılmışlar bir yana köylerde ileri gelenler çocuklarını askerden kaçırmak türlü tevir dalavereler çevrilmiş normal insanlar bir askere gitmektense dağa taşa çıkmayı yeğlemişlerdir, istiklal mahkemeleri en çok bu adi kaçak ve yağmacı kancıklarla uğraşmıştır.
bırakın milli mücadeleyi bu devirde bile emperyalist güçlerin askeri varlıklarının çoğunluğu paralı askerlerden, mahkumlardan, devşirmelerden, fakir, fukaradan ve sömürge halklarından oluşmaktadır.
işte bordo berelileri bunlardan ayırıp türk milleti için zirvede bir gurur kaynağı yapan husus; oturdukları masa başında veya bir karakolda görev yaparak maaşını almaktansa milletin refahı ve devletin bekası için yukarıda sayılanlardan gönüllü olarak feragat edebilme şeref ve cesaretini gösterebilme erdemine sahip olmalarıdır. bu şeref ve haysiyeti sergileme cesaretinden yoksun kancıklara da ancak bu yapılanı mastürbatif militarist bir eylem olarak nitelemek adiliği kalır.
28.03.2013
türkiye'deki eğitim sistemi
akparti sayesinde iyice boku çıkmıştır.
yok ilk öğretime her sene sınav koymalar, ondan sonra olmadı kaldırmalar, düz liseleri kadlrıp liselerin hepsini anadolu lisesi yapmalar sınavla giremeyenleri zorla meslek lisesine göndermeler, sonra bu sistemden de caymalar.
kamuoyu taleplerini göz ardı edip zorla tek tip okul forması sistemini kaldırmalar, yavaş yavaş giyim konusunda tercihleri okullara bırakıp en sonunda bu işten de caymalar.
üniversiteye girişte millet tek sınavdan yakınırken önce bunu tekrar 2 basamaklı sonrasında 2 basamak 8 alan (yanlıyor olabilirim tam takip edemiyorum) sınavına çevirmeler.
öğrencileri okullara girişte değil her sınıfta özellikle sınav manyağına bağlayıp sonrasında da dersaneleri kapatacağız teranesi okumalar.
eylem yapan işsiz üniversite mezunlarına, öğretmenlere fırça çekip atar yapmalar sonrasında ilçelerdeki fakülteleri ayrı ayrı üniversite yapmalar (mübalağanın da doruğunu yapıyorum ha) üniversite kontenjanlarını artırmalar.
fen edebiyat mezunlarına formasyonu kaldırıp daha sonra bundan da caymalar
vs. vs.
şahane bir şekilde ilerliyor işte.
8-10 sene yabancı dil dersi verip hiç bir bok öğretmeyen eğitim sistemidir.
yahu bırak yabancı dili o kadar sene türkçe dersi aldım daha kendi dilimizin dil bilgisini damını, çatısını öğrenemedim.
21.03.2013
pkk nın silah bıraktığı yalanı
bir çok mal tarafından kabullenilemeyen şey
silah bırakma nasıl olur, bir cevap verseniz bizahmet?
terör örgütü silahlı teröristleri sınır dışına çekeceğini, iran ve suriye taraflarında pusuya yatacağını dile getiriyor bizim mallar da buna "terör örgütü silah bırakacak" diye inanıyor ve bir de satılmışlar ordusu medyası ile bunun propagandasını yapıyor.
ulan zaten bu kancıklar sınır dışından gelip baskın, pusu kurup aynen geri dönüyorlar abd istihbaratı desteğiyle. terör örgütünün silahlı güçlerinin sınır dışına çekilmesi bir şey zaten mantık olarak mümkün değil zaten adamlar sınır dışından gelip vuruyorlar.
azıcık o kafanı çalıştır anla artık mal anla!
kararnameli başkanlık sistemi
parlamentarizm iş görmez-yetmiyor, rasyonelleştirilmiş parlamentarizm yeterli olmaz, başkanlık sistemi fazla bölünmüş partileşmede yürümez-bize olmaz derken recep tayyip sultan'a uygun görülebilecek başkanlık sistemi önerisi.
şöyle oluyor; normalde başkanın yasama yetkisi yok, mecliste işler tıkandı mı başkan sıçtı demek. o halde ne yapmalı, bazı konularda (ekonomik, mali ve idari konularla sınırlı olmalı temel hak ve özgürlükler, medeni ,borçlar hukuku, yargı falan girmemeli) başkana yasama yetkisi vermeli. böyle bir durum kuvvetler ayrılığına aykırı da olsa başa gelecek kişiye kral ya da diktatrölük yetkileri de veriyor olsa istikrarlı bir yönetim için düşünülebilirmiş.
ulan böyle bir şey burhan kuzu'nun nasıl aklına gelmemiş. tutturmuş bir başkanlık gidiyor.
gerçi bu da tayyip sultan'ın işine gelmez.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
anayasa değişikliği,
başkanlık sistemi,
ek$isözlük,
memleket meselesi,
siyaset
14.03.2013
rehineler serbest kutlayamıyoruz
radikal yazarı eyüp can tarafından pkknın, içinde polis, asker kaymakam adayı rehineleri serbest bırakması üzerine dile getirdiği bir cümle
bağlantı
vay anasına sayın vatandaşlar! bir de kutlama yapmamız gerekiyormuş; neden? çünkü pkk terör örgütü çözüm süreci safsatası nedeniyle elindeki rehineleri bırakmış.
sanki doğal afette birileri mahsur kalmış da onlar kurtarılıp getirilmiş de kutlama yapacakmışız.
utanman lazım utanman! barış, çözüm vs diye deyi devleti bu hale getirdiğiniz için. terör örgütü devletin egemenlik alanı içerisindeki topraklardan, karakoldan, karayolundan asker, polis, kaymakam kaçırıyor dağa kaldırıyo ve sen bunlar müzakereyle evlerine döndükleri için kutlama yapma hevesindesin!
merak ediyorum, yarın öbür gün ailesinden birisi bunlar gibi dağa kaldırılsa devlete hala bu işler devam ediyor diye lanet,bela mı okur yoksa kutlama yapacağı günün hayalini mi kurar?
13.03.2013
pkk nın elindeki rehinleri teslim etmesi
rehin alınanların aileleri adına sevinip devletim ve rehin alınan güvenlik görevlileri adına utanç duyduğum durumdur.
sivilleri anlarım da asker, polis olanların rehin alınmasına ve o kadar süre o şartlara razı bir şekilde rehin olarak yaşamayı kabullenmelerine razı gelip kabullenemiyorum. evet, insanlar, evet arkalarında sevdikleri var...
ben bir güvenlik görevlisi olsam, güvenlik görevlisi olmayı bırak bir kamu görevlisi olarak o duruma düşsem ne ailemi ne de çocuğumu düşünerek hayatta kalamazdım. bir güvenlik görevlisi nasıl olur da terör örgütüne rehin düşmeyi ve "sokakta yolunu kaybetmiş çocuk" gibi, terör örgütü tarafından bir heyete teslim edilmeyi, bir de utanmadan ailesinin yüzüne bakabilecek kadar gurursuzca bir yerlerden umut bekler.
ulan barış, demorasi diye diye etrafımızdaki devletleri, halkını görmüyor musunuz ne hale getirdiler?
barışınıza sokayım, size bir şey olmasın.
objektif millet anlayışı
objektif anlayışa göre millet, birtakım objektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur.
bu bağlar maddî, yani elle tutulur, gözle görülür, kısacası beş duyuyla hissedilir niteliktedir. ırksal bağlar bu niteliktedir. zira, ırk, insanların gözle görülebilen objektif bir özelliğidir. dil bağı da objektif nitelikte bir bağdır. zira, dil insan seslerinden oluşmuştur. bu sesler dış dünyada algılanabilirler; yani maddî (objektif) niteliktedirler. din ise inanç ve ibadetten oluşur.
şüphesiz insanların inancı objektif nitelikte bir şey değildir. inanç psişik bir olgudur. bu nedenle, ilgili kişinin kendisi açıkça kendisinin hangi inançta olduğunu beyan etmedikçe, dinin inanç veçhesi beş duyumuzla algılanabilir bir şey değildir. ancak dinin ikinci veçhesi olan ibadet, tamamıyla objektif bir unsurdur. ibadet genellikle gözle görülen bir insan fiilidir. ibadet eden insanlar söz konusu olduğunda, ibadetin biçimine bakılarak kimin hangi dinden ve hatta yerine göre kimin hangi mezhepten olduğu söylenebilir.
eğer milleti oluşturan, insanları birbirine bağlayan bağ, din birliği veya belirli bir din içinde mezhep birliği ise ortada bir objektif millet anlayışı vardır. [ bağlantı]
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
ek$isözlük,
memleket meselesi,
millet tanımı,
milliyetçilik,
türk milleti
12.03.2013
başkanlık sistemi
"...
türkiye’de başkanlık sistemi benimsense bile, seçmen düzeyindeki bu bölünmüşlük devam ettiği sürece meclisin yapısı değişmeyecektir. başkanlık sisteminde de, mecliste güçleri birbirine yakın dört-beş parti olacaktır. bu partilerden hiçbiri tek başına mecliste çoğunluğa sahip olamayacaktır. böyle bir meclisin, başkanın ihtiyaç duyduğu kanunları çıkarması mümkün değildir. hatta daha da kötüsü, böyle bir meclisin, bırakınız başkanın istediği kanunları çıkarmasını, her hangi bir kanun çıkarması da mümkün değildir. zira, meclisteki partiler bir koalisyon hükümeti çatısı altında birleşmediklerinden, meclisteki birkaç partinin partilerin kendi aralarında uzlaşıp kanun kabul etmeleri ihtimal dışıdır. kaldı ki başkanlık sisteminde, bu sistemin mantığı gereği yürütmenin yasamaya yön vermesi, kanun tasarıları hazırlaması, yasama çalışmalarına katılması mümkün değildir.
o halde başkanlık sistemi, başkan ile parlâmento çoğunluğu aynı partiden olmadıkça türkiye’nin hiçbir problemini çözemez. tersine (s.44) mecliste bir parti çoğunluğu olmadıkça, meclisin tamamıyla bloke olması, kanun çıkaramaması da mümkündür. türkiye’de tek bir partinin mecliste çoğunluğu sağlaması ve bu partinin başkan ile aynı görüşleri paylaşması fevkalâde düşük bir ihtimaldir. bu düşük ihtimal gerçekleşmedikçe başkanlık sistemi, türkiye için yarar değil, zarar getirir; siyasal sistemin tamamıyla tıkanmasına yol açabilir.
türkiye’de başkanlık sistemine taraftar olanlar, her nedense işin bu yanını görmezden gelmektedirler. sanki başkanlık sisteminde, başkanın kanun koyma yetkisi varmış gibi veya sanki bir ülke kanun olmaksızın da yönetilebilirmiş gibi bir hava yaratılmaktadır. bu doğru değildir. başkanlık sisteminde başkanın kanun koyma yetkisi yoktur ve kanun çıkarma yetkisine sahip olmadan bir ülkeyi yönetmek de mümkün değildir.
o halde başkanlık sistemi mevcut haliyle türkiye’nin derdine deva değildir. başkanlık sistemi türkiye’de yürütme organına istikrar kazandırabilirse de, etkinlik kazandıramaz. etkinlikten mahrum bir istikrar, hiçbir işe yaramaz. böyle bir durumda, başkan sadece günlük işleri yürütür. hiçbir yeni karar alamaz. hiçbir reform yapamaz. ülke tamamıyla bloke olur.
..." bağlantı
5.03.2013
hocalı katliamı
"agos gazetesi genel yayın yönetmeni rober koptaş’ın, hocalı türk soykırımı’nın 21. yıldönümünde yani 26 şubat 2013 akşamı cnn türk’te aykırı sorular’da izlerken not etmiştim söylediklerini. programdan “bizi milliyetçilikle zehirlediler” gibi bir manşet çıkınca kimse hocalı’ya dair söylediklerinin üzerinde durmadı. o sözler kimseye duyurulmadı. oysa koptaş bu ülkenin cumhurbaşkanı’nın, başbakanı’nın yapamadığını yapmış ve ermeni kimliği ile “hocalı’da yaşayan masum azerbaycanlıları katledenler ermeni güçleriydi” demişti. işte agos genel yayın yönetmeni’nin o geceki sözleri:
“ermeniler hocalı’yı bilmezler. sağır oldukları bir konudur. benim de çok iyi bildiğim bir konu değildi. son yıllarda daha çok gündeme gelince araştırdım. azerbaycanlıları öldürenler ermeni güçleri. sivillerin hocalı’dan kaçmaları için bırakılan özgür bir koridor var orada öldürüyorlar. bm raporları, rus insan hakları örgütü -ki geçen yıllarda hrant dink ödülünü kazanmış bir kurum- raporları katliamı doğruluyor. katledilenlerin yakınlarının hissettiklerini hissedemem, yaşamayan onlar gibi hissedemez ama ben acı ve üzüntü duyuyorum. ölenlere rahmet diliyorum. azerbaycan’ın bu konudaki öfkesini ve kızgınlığını anlıyorum. bu sağır kalınmaması gereken bir olay ama ermenistan bununla yüzleşmekten çok uzak!”..." bağlantı
27.02.2013
milliyetçilik
şimdi birileri çıkmış milliyetçilik ve üniter devlet 18. yüzyıl ideolojisiydi, eskidi artık gibisinden martavallar okuyorlar.
ne kadar eski olursa olsun bu savla karşı çıkılan bir ideolojinin daha iyi gidilecek diye anti-üniter fikir değişimiyle beraber nasıl yapısal çözülmeler sergilediği en yakın yugoslavya örneğinde görülmektedir. önce insanlara etnik aidiyetleri hatırlatılmış sonra dini aidiyetleri sonra dil farklılıkları ve şimdi paramparça, karmaşıklıklar içerisinde halkının birbirini yemeye 21.yy devam ettiği devletçikler ortaya çıkmıştır.
e bu malların savunduğu federalizmi sorsan orta asya steplerinde 1000 yıl öncesinde uygulanan bir siyasi yapılanma olduğunu bilmezler.
he tabi bir de osmanlıcılık hayranlığı var! sor bakayım o hikaye ne zaman başlamış da sona ermiş? 1400 lerde adı konmuş olup 1900 evvelinde tarihe karışmıştır.
federalizmin temeli çok bariz farklı kültür, medeniyet ,dil, din vb farklılıklara sahip topluluklar üzerinde bunların dışında bir gücün hükümranlığı en az masrafla sağlamasıdır.
günümüzde türkiye üzerinde yapılmak istenen de işte bu federalizme götürecek ayrılıkçı alt yapının taşlarını döşemektir.
şimdi bazı fikirlerin eskiliğine değil işlevselliğine bakacaksın.
mesela türkiye cumhuriyeti.
hem avrupanın demokrasisini alıp iktidarı bir hanedanlıktan seçilmişlere aktarmış hem de doğunun konfederalizmini alıp yerel yönetimleri teşkilatlandırmış (belediyeler, il genel meclisi gibi) ama bu yerel yönetimler ekonomik ve dış ilişkilerde işi sulandırmasın merkezle bağını koparmasın diye dış ekonomik ilişkilerini (borç alma, toprak ve işgücüne ilişkin ekonomik anlaşmalar yapma vs) merkez yönetimin iznine bağlamış veya kanunla sınırlamalar getirmiş diğer eylemlerinde (federe devletlerin aksine) merkezin atadığı valilere bunlar üzerinde idari vesayet yetkisi vermiştir. günümüzde bu vesayet ekonomik kanalda oldukça azalmıştır.ortak kültürler temelinde yükselmiş bir doğu batı medeniyet sentezi. şimdi ise dilinden, hayaline ayrıştırılmaya başlanan bir medeniyet enkazına dönmek üzere.
şunu da her zaman bu konularda dile getirdiğim gibi belirteyim: federal bir yapı bu yapı dışındaki toplumları sömürmediği sürece ayakta kalamaz. sömürgeci olmayan bir federalist yapı çökmeye mahkumdur.
22.02.2013
dini dindarlar finanse etsin
dini finanse etmek ne demektir allasen? bunu diyen ya hiç dayak yememiş ya da türkçe bilmiyor.
dini hizmetleri inananlar finanse etsin demek daha makbüldür bence.
hemen her caminin bir yaşatma derneği ve yönetim kurulu var. bence bir mahalle camiinde imam, müezzin, kayyım ihtiyacı varsa bunun maliyetini o mahalle cemaatinin üstlenmesi gerek.
bir müslüman olarak bana uyar, ben kabul ederim.
yani imam müezzin, kayyım kamu görevlisi kadrosundan çıkarılmalı. bu işler bir meslek, tam zamanlı gelir kapısı olmamalı, bir zümre teşkil etmemeli bence. kadrolu imamlık sünni gelenekte devletin halka ulaşma aracıdır. (her ne kadar bir çok şeyine karşı olsam da ben de amelde sünniyim, en azından öyle yetiştim. aklıma imanıma yatan her mezhebin görüşünden de aklımın takıldığı yerde faydalanırım.)
mesela devlet doğrudan bunların maaşını ödemektense istihdam eden camilere belli bir oranda sgk prim desteği verebilir. bir vatandaşın vergi gibi katlandığı kamu gelir kalemleri nedeniyle kısmen de olsa devletin katkısı olması gerek diye düşünüyorum.
eğitim konusunda imam hatipler, ilahiyatlar, kuran kursları var zaten. atama yerleştirme de ise diyanet yetkinlik konusunda kpss gibi bir sınav yapar bu görevlere ehil kişileri belirler.
bunlar da ihtiyacı bulunan cami dernek yönetimine gider başvurur, seçim kararını da dernek yönetimi veya seçimle dernek üyeleri (aidat veren cemaat) belirler. ya da güveniyorsalar doğrudan cemaatten birine bu görev verilebilir.
aslında buna bile gerek yok; her caminin kadrolu, doğal, emekli, yaşlı cemaati vardır imamlık ve müezzinlik görevini yeterli para çıkmayan camilerde gönüllü olarak bu kişeler de yerine getirebilir.
bütün bunlar bence islam'ın doğasına ve özüne daha uygun.
bir müslüman her şeyi devletten veya başkasından beklememeli biraz elini taşın altına koymalı.
dini hizmetleri inananlar finanse etsin demek daha makbüldür bence.
hemen her caminin bir yaşatma derneği ve yönetim kurulu var. bence bir mahalle camiinde imam, müezzin, kayyım ihtiyacı varsa bunun maliyetini o mahalle cemaatinin üstlenmesi gerek.
bir müslüman olarak bana uyar, ben kabul ederim.
yani imam müezzin, kayyım kamu görevlisi kadrosundan çıkarılmalı. bu işler bir meslek, tam zamanlı gelir kapısı olmamalı, bir zümre teşkil etmemeli bence. kadrolu imamlık sünni gelenekte devletin halka ulaşma aracıdır. (her ne kadar bir çok şeyine karşı olsam da ben de amelde sünniyim, en azından öyle yetiştim. aklıma imanıma yatan her mezhebin görüşünden de aklımın takıldığı yerde faydalanırım.)
mesela devlet doğrudan bunların maaşını ödemektense istihdam eden camilere belli bir oranda sgk prim desteği verebilir. bir vatandaşın vergi gibi katlandığı kamu gelir kalemleri nedeniyle kısmen de olsa devletin katkısı olması gerek diye düşünüyorum.
eğitim konusunda imam hatipler, ilahiyatlar, kuran kursları var zaten. atama yerleştirme de ise diyanet yetkinlik konusunda kpss gibi bir sınav yapar bu görevlere ehil kişileri belirler.
bunlar da ihtiyacı bulunan cami dernek yönetimine gider başvurur, seçim kararını da dernek yönetimi veya seçimle dernek üyeleri (aidat veren cemaat) belirler. ya da güveniyorsalar doğrudan cemaatten birine bu görev verilebilir.
aslında buna bile gerek yok; her caminin kadrolu, doğal, emekli, yaşlı cemaati vardır imamlık ve müezzinlik görevini yeterli para çıkmayan camilerde gönüllü olarak bu kişeler de yerine getirebilir.
bütün bunlar bence islam'ın doğasına ve özüne daha uygun.
bir müslüman her şeyi devletten veya başkasından beklememeli biraz elini taşın altına koymalı.
PKK terör örgütüne tazminat davası açılması
terörist kancıklarla savaşırken can veren vatan evlatlarının aileleri, gaziler, terör örgütünün eylemleri nedeniyle sivilde terörist eylemlerden dolayı mağduriyet yaşayanların yapması gereken bir eylem.
bu terör örgütü müzakere sürecinde devlet tarafından bir tüzel kişilik gibi muhatap alınıyorsa böyle bir şey yapılması da pek ala mümkün.
nasıl birileri bdp gibi siyaseten bu terör örgütüne ve yöneticilerine, teröristlerine sahip çıkıyorlarsa o zaman hukuken de bu terör örgütünün neden olduğu can, mal kayıplarının tazmininde de taraftırlar. müzakere sürecinde terörist başına, terör örgütüne kefil kim varsa bu tazminat taleplerinin muhatabı olmalıdır.
ne diyor bilirkişilerimiz; apo hala terör örgütünü yönetiyor, örgütte sözü geçiyor. apo kimin elinde? türk devletinin.
o halde açacaksın bu herife tazminat davasını, paşa paşa ödeyecek bu can ve mal kayıplarının tazminini.
nasılına da hukukçular kafa yorsun bizahmet!
ek olarak:
terör mağdurları ırak'a tazminat davası açsın
bu terör örgütü müzakere sürecinde devlet tarafından bir tüzel kişilik gibi muhatap alınıyorsa böyle bir şey yapılması da pek ala mümkün.
nasıl birileri bdp gibi siyaseten bu terör örgütüne ve yöneticilerine, teröristlerine sahip çıkıyorlarsa o zaman hukuken de bu terör örgütünün neden olduğu can, mal kayıplarının tazmininde de taraftırlar. müzakere sürecinde terörist başına, terör örgütüne kefil kim varsa bu tazminat taleplerinin muhatabı olmalıdır.
ne diyor bilirkişilerimiz; apo hala terör örgütünü yönetiyor, örgütte sözü geçiyor. apo kimin elinde? türk devletinin.
o halde açacaksın bu herife tazminat davasını, paşa paşa ödeyecek bu can ve mal kayıplarının tazminini.
nasılına da hukukçular kafa yorsun bizahmet!
ek olarak:
terör mağdurları ırak'a tazminat davası açsın
5.01.2013
hakan fidan abdullah öcalan görüşmeleri
bu milletin götüne doğru döşenen duble yolların son virajıdır.
bu hükümetin bunları yapmaya eli mahkum, seve seve yapacak. öyle ya da böyle ayakta tutulmaya çalışılan ekonominin, refah balonunun diyetidir bunlar.
ak partiye oy verenlerin, destekleyenlerin daha doğrusu bu iktidarla ekonomik, kariyer vb çıkar bağları bulunan kitleyi oluşturanların bu sürece sesi çıkmaz, çıkamaz. ses çıkarsalar biliyorlar ki beslendikleri kaynak kesilecektir. 2001 deki gibi bir kriz kafalarında patlayacaktır. bunlara destek veren milliyetçi, dindar, emperyalist, solcu kim varsa geçici refah hülyasıyla yaşamakta, ülkenin geleceğini 5-10 yıllık refahlarına tahvil etmektedirler.
nasıl erbakan ve o zamanın (kimileri bugün de iktidarda yer alan) kadrosu koltuk sevdasına 28 şubat kararlarını seve seve imzaladılar bu olaylar da ak dönemin 28 şubatıdır.
akparti nin refah balonunun bu ülkeye bedeli de işte budur. al sana bir kaya nereye dayarsan daya.
özür dilerim evlat!
bu hükümetin bunları yapmaya eli mahkum, seve seve yapacak. öyle ya da böyle ayakta tutulmaya çalışılan ekonominin, refah balonunun diyetidir bunlar.
ak partiye oy verenlerin, destekleyenlerin daha doğrusu bu iktidarla ekonomik, kariyer vb çıkar bağları bulunan kitleyi oluşturanların bu sürece sesi çıkmaz, çıkamaz. ses çıkarsalar biliyorlar ki beslendikleri kaynak kesilecektir. 2001 deki gibi bir kriz kafalarında patlayacaktır. bunlara destek veren milliyetçi, dindar, emperyalist, solcu kim varsa geçici refah hülyasıyla yaşamakta, ülkenin geleceğini 5-10 yıllık refahlarına tahvil etmektedirler.
nasıl erbakan ve o zamanın (kimileri bugün de iktidarda yer alan) kadrosu koltuk sevdasına 28 şubat kararlarını seve seve imzaladılar bu olaylar da ak dönemin 28 şubatıdır.
akparti nin refah balonunun bu ülkeye bedeli de işte budur. al sana bir kaya nereye dayarsan daya.
özür dilerim evlat!
17.11.2012
imralı
terör örgütü karargahına dönmüş bir vatan toprağı.
türkiye cumhuriyetine ait bir cezaevi mi terör örgütü karargahı mı bir karar verin artık!
terör örgütü lideri apo dan bahseden kim varsa, herifin adını anmak, terörist başı, bebek katili demek yerine imralı diyor.
kandil e girmekten bayrak dikmekten bahsederken vatan toprağını terör örgütü karargahı olarak niteliyoruz kimse de "hoopp birader noluyor orada" demiyor millet o kadar kanıksamış.
türkiye cumhuriyetine ait bir cezaevi mi terör örgütü karargahı mı bir karar verin artık!
terör örgütü lideri apo dan bahseden kim varsa, herifin adını anmak, terörist başı, bebek katili demek yerine imralı diyor.
kandil e girmekten bayrak dikmekten bahsederken vatan toprağını terör örgütü karargahı olarak niteliyoruz kimse de "hoopp birader noluyor orada" demiyor millet o kadar kanıksamış.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
bölücü terör,
can sıkanlar,
imralı,
memleket meselesi,
terör destekçileri
16.11.2012
özelleştirme
küresel sömürgen sermayenin, kamu eliyle ucuza piyasaya sürülebilen mallardaki karlılığı artırıp kendi lehine çevirebilimesi amacıyla liberal politika adı altında devleti belli alanlara sıkıştırıp üretimden uzaklaştırma yöntemidir.
özellikle ulaştırma, sanayi ve tarımsal gıda sektörleri başı çeker.
devlet, ürettiği bir malın, hizmetin maliyetini vergi mükelleflerine paylaştırarak üretimi daha az maliyetle yapabilir ve piyasaya sürebilir.
bu nedenle de vatandaşlar, kollektif olarak maliyetine katlandıkları bu mallara ve hizmetlere piyasada daha ucuza ulaşabilirler.
bu durumda piyasada aynı işi yapan özelikle emperyal sermayenin ve işbirlikçi yerli sermayenin rekabet gücü devlet karşısında zayıflar karlılığı düşer.
emperyal sermayenin işte bu rekabet gücünü ele geçirmek, karlılığını artırabilmek için liberalizm politikasıyla başvurduğu yoldur özelleştirme.
bu yol, devlet idaresini yürüten makamların, devletin bu üretim gücü üzerindeki nüfuzu, rantiyesi ve bunların kötüye kullanımı bahane edilerek millete kanıksatılmıştır. emperyal sermayeye özelleştirmeyi halka iyi bir şey gibi yutturmanın önünü açan en büyük etken işte bu yönetimdeki rantiye zaafıdır.
özellikle ulaştırma, sanayi ve tarımsal gıda sektörleri başı çeker.
devlet, ürettiği bir malın, hizmetin maliyetini vergi mükelleflerine paylaştırarak üretimi daha az maliyetle yapabilir ve piyasaya sürebilir.
bu nedenle de vatandaşlar, kollektif olarak maliyetine katlandıkları bu mallara ve hizmetlere piyasada daha ucuza ulaşabilirler.
bu durumda piyasada aynı işi yapan özelikle emperyal sermayenin ve işbirlikçi yerli sermayenin rekabet gücü devlet karşısında zayıflar karlılığı düşer.
emperyal sermayenin işte bu rekabet gücünü ele geçirmek, karlılığını artırabilmek için liberalizm politikasıyla başvurduğu yoldur özelleştirme.
bu yol, devlet idaresini yürüten makamların, devletin bu üretim gücü üzerindeki nüfuzu, rantiyesi ve bunların kötüye kullanımı bahane edilerek millete kanıksatılmıştır. emperyal sermayeye özelleştirmeyi halka iyi bir şey gibi yutturmanın önünü açan en büyük etken işte bu yönetimdeki rantiye zaafıdır.
5.10.2012
vatandaşım şehit edilecek biz hala barış diyeceğiz
recep tayyip erdoğan tarafından, suriye tarafından atılan top mermisiyle şehit edilen beş vatandaşımız hakkında, suriye politikasını anlatırken sarf ettiği bir söz.
acaba başbakan'ahiçsoran olmuş mudur: sayın başbakan, iktidarınız süresince terör örgütünün artan eylemleriyle can veren yüzlerce insan şehit edilmedi mi? molotofkokteyli ile kentlerde masum insanlar yakılmadı mı, öğrenci yurdu yakılmadı mı, arabalar yakılmadı mı? karakollar,emniyet binaları,askeri birlikler basılmadı mı? kaymakam, askerler, belediye başkanları kaçırılmadı mı?
terör örgütü tarafından şehit edilenlere rağmen; terör örgütü top yekün yok edilmeden bu sorun çözülmez diyenlere karşı siz gidip de "ne savaşı, barış da barış diyenlerin" yolundan yürümediniz mi? dağdan terör örgütü üniformaları ile gelenler davul zurnalarla sınırda karşılanmadı mı? o teröristler pişman değilizderken, bizim savcılar,hakimler ayaklarına giderek "yok yok siz pişmansınızdır" diyerek bu teröristleri salmadı mı?
bu teröristler meydan meydan dolaşıp bdp ile terör örgütü propagandası yapmadı mı?
terör örgütünün sıktığı okadar kurşuna, havana,rokete, attığı molotoflara rağmen açılım gazeli okumadınız mı o kadar zaman? bu milleti 10 senedir terörle yaşamaya alıştırmadınız mı?
güneş harekatı diye girdiğiniz ırak'ın kuzeyinden abd başkan yardımcısının uyarısı üzerine iki günde birlikleri geri çekmediniz mi? boş yere ırak'ın kuzeyinde dağa taşa bomba yağdırıp milli serveti heba etmekten yorulmadınız mı? bırakın teröristi, türkiye'ye bir kedi bile vermem diyen çapulcu başına güya rest çekip iki sene sonra onur konuğu etmediniz mi?
bizim için şehitin 3ü 5i yok elbet, hepsi bizim canımız. ama artık akşam haberlerinde günlük hava durumu gibi olağan hale gelen şehit haberleri nedeniyle bu milletin yasını bile rutine bağlayıp kanıksatmadınız mı? şehirlerde protokol bile hazır kıt'a bekliyor; şehit cenazesi gelince bekletmeden,nümayişe mahal vermeden biran evvel kaldıralım diye. milletin göz pınarlarının kaynaklarına kör tapa basmadınız mı?
siz şimdi çıkmışsınız iki günlük suriye meselesi konusunda "benim vatandaşım şehit edilecek biz hala barış diyeceğiz ne barışı." diye kükrüyorsunuz. soran olmadı mı: bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye?
http://www.internethaber.com/…liyetsiz--466691h.htm
acaba başbakan'ahiçsoran olmuş mudur: sayın başbakan, iktidarınız süresince terör örgütünün artan eylemleriyle can veren yüzlerce insan şehit edilmedi mi? molotofkokteyli ile kentlerde masum insanlar yakılmadı mı, öğrenci yurdu yakılmadı mı, arabalar yakılmadı mı? karakollar,emniyet binaları,askeri birlikler basılmadı mı? kaymakam, askerler, belediye başkanları kaçırılmadı mı?
terör örgütü tarafından şehit edilenlere rağmen; terör örgütü top yekün yok edilmeden bu sorun çözülmez diyenlere karşı siz gidip de "ne savaşı, barış da barış diyenlerin" yolundan yürümediniz mi? dağdan terör örgütü üniformaları ile gelenler davul zurnalarla sınırda karşılanmadı mı? o teröristler pişman değilizderken, bizim savcılar,hakimler ayaklarına giderek "yok yok siz pişmansınızdır" diyerek bu teröristleri salmadı mı?
bu teröristler meydan meydan dolaşıp bdp ile terör örgütü propagandası yapmadı mı?
terör örgütünün sıktığı okadar kurşuna, havana,rokete, attığı molotoflara rağmen açılım gazeli okumadınız mı o kadar zaman? bu milleti 10 senedir terörle yaşamaya alıştırmadınız mı?
güneş harekatı diye girdiğiniz ırak'ın kuzeyinden abd başkan yardımcısının uyarısı üzerine iki günde birlikleri geri çekmediniz mi? boş yere ırak'ın kuzeyinde dağa taşa bomba yağdırıp milli serveti heba etmekten yorulmadınız mı? bırakın teröristi, türkiye'ye bir kedi bile vermem diyen çapulcu başına güya rest çekip iki sene sonra onur konuğu etmediniz mi?
bizim için şehitin 3ü 5i yok elbet, hepsi bizim canımız. ama artık akşam haberlerinde günlük hava durumu gibi olağan hale gelen şehit haberleri nedeniyle bu milletin yasını bile rutine bağlayıp kanıksatmadınız mı? şehirlerde protokol bile hazır kıt'a bekliyor; şehit cenazesi gelince bekletmeden,nümayişe mahal vermeden biran evvel kaldıralım diye. milletin göz pınarlarının kaynaklarına kör tapa basmadınız mı?
siz şimdi çıkmışsınız iki günlük suriye meselesi konusunda "benim vatandaşım şehit edilecek biz hala barış diyeceğiz ne barışı." diye kükrüyorsunuz. soran olmadı mı: bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye?
http://www.internethaber.com/…liyetsiz--466691h.htm
24.09.2012
Türk milliyetçiliği ile hesaplaşmanın zamanı geldi
"
...
düşürülen türk uçağı için suriye’yle, başa geçirilen çuval için abd’yle, mavi marmara’da katledilen türkiye vatandaşları için israil ile hesaplaşamayan davutoğlu, ulusalcılıkla hesaplaşma hazırlıkları yapıyor.
terör ülkeyi kan gölüne çevirmişken, anneler ağlarken, şehit cenazeleri yürek yakarken, davutoğlu, terörle hesaplaşmak yerine “ulusculukla hesaplaşmanın zamanı” geldiği yönünde ferman irat ediyor.
aynı zamanda bir akademisyen olan davutoğlu’nun, ulusçuluğu (milliciliği) “ayrıştırıcı kültür” olarak nitelemesi, indirgemeci bir anlayışın tipik örneğidir. unutmamak gerekir ki, yalnız “ulusçuluk” değil her türlü düşünce, inanç ya da ideoloji ayrıştırma aracı olarak kullanılabilir. ancak “haçlı seferleri” konu edilerek dini inançlar, mezhep mücadeleleri esas alınarak inanma biçimleri, etnik kavgalar gerekçe gösterilerek ulusçuluk “ayrıştırıcı kültür” olarak ilan edilemez!
varlığını bir milletin kimliği ve aidiyetleri ile ilişkilendirmeyenler için millilik (ulusçuluk) hesaplaşılması gereken bir olgu olabilir.
milli egemenlik yerine, milletler arası kuruluşların egemenliğini koymayı amaçlayanlar, toplumların milli direncini kırmadan bunu başaramazlar. ilginçtir, ulusçulukla kavga edenler, bunu hep bir başka ülkenin ulusal çıkarları için yapmaktadır.
milliyetçilikle, millilikle hesaplaşmak, küresel güçlerin bölge üzerindeki politikalarıyla uyumludur. zira küresel güçlerin, arz üzerindeki egemenliklerinin etkisi, milli direnişlerin kırılma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. küresel güçlerin önü, ancak milli kültür aşılarak, milli devlet tarihe gömülerek ve nihayet milliyetçilikle hesaplaşılarak açılabilir.
küresel pazarın sınırlarını genişletmek için, milli yapıların etnisite, evrensel dinlerin de mezhep ya da cemaat birimine indirgenerek küçültülmesi gerekir. sınırlar yani gümrükler, uluslararası sistemin öngördüğü ölçüde gevşek ve geçirken olmalıdır. üniter yapılar bu sistemi destekleyecek hale getirilmelidir. eski abd başkanı clinton, bu gerçeği “küreselleşme gevşek sınırlar ister, üniter devlet yapıları küreselleşmeye uygun değildir” diyerek ortaya koymuştur.
...
" özcan yeniçeri, yeniçağ gazetesi *
...
düşürülen türk uçağı için suriye’yle, başa geçirilen çuval için abd’yle, mavi marmara’da katledilen türkiye vatandaşları için israil ile hesaplaşamayan davutoğlu, ulusalcılıkla hesaplaşma hazırlıkları yapıyor.
terör ülkeyi kan gölüne çevirmişken, anneler ağlarken, şehit cenazeleri yürek yakarken, davutoğlu, terörle hesaplaşmak yerine “ulusculukla hesaplaşmanın zamanı” geldiği yönünde ferman irat ediyor.
aynı zamanda bir akademisyen olan davutoğlu’nun, ulusçuluğu (milliciliği) “ayrıştırıcı kültür” olarak nitelemesi, indirgemeci bir anlayışın tipik örneğidir. unutmamak gerekir ki, yalnız “ulusçuluk” değil her türlü düşünce, inanç ya da ideoloji ayrıştırma aracı olarak kullanılabilir. ancak “haçlı seferleri” konu edilerek dini inançlar, mezhep mücadeleleri esas alınarak inanma biçimleri, etnik kavgalar gerekçe gösterilerek ulusçuluk “ayrıştırıcı kültür” olarak ilan edilemez!
varlığını bir milletin kimliği ve aidiyetleri ile ilişkilendirmeyenler için millilik (ulusçuluk) hesaplaşılması gereken bir olgu olabilir.
milli egemenlik yerine, milletler arası kuruluşların egemenliğini koymayı amaçlayanlar, toplumların milli direncini kırmadan bunu başaramazlar. ilginçtir, ulusçulukla kavga edenler, bunu hep bir başka ülkenin ulusal çıkarları için yapmaktadır.
milliyetçilikle, millilikle hesaplaşmak, küresel güçlerin bölge üzerindeki politikalarıyla uyumludur. zira küresel güçlerin, arz üzerindeki egemenliklerinin etkisi, milli direnişlerin kırılma kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. küresel güçlerin önü, ancak milli kültür aşılarak, milli devlet tarihe gömülerek ve nihayet milliyetçilikle hesaplaşılarak açılabilir.
küresel pazarın sınırlarını genişletmek için, milli yapıların etnisite, evrensel dinlerin de mezhep ya da cemaat birimine indirgenerek küçültülmesi gerekir. sınırlar yani gümrükler, uluslararası sistemin öngördüğü ölçüde gevşek ve geçirken olmalıdır. üniter yapılar bu sistemi destekleyecek hale getirilmelidir. eski abd başkanı clinton, bu gerçeği “küreselleşme gevşek sınırlar ister, üniter devlet yapıları küreselleşmeye uygun değildir” diyerek ortaya koymuştur.
...
" özcan yeniçeri, yeniçağ gazetesi *
12.09.2012
kürtçüler neden bağımsızlık talebinden vazgeçti?
son yıllarda kafamı kurcalaması sebebiyle kendimce cevaplar bulduğum sorudur.
şu pkk denilen bölücü terör örgütünü az çok biliriz; bağımsız bir kürdistan devleti hayaliyle senelerdir bu milletin kanını, canını sömürdü, türkiye karşıtı ve türkiye'yi uzaktan kumanda ile idare etme heveslisi güçler tarafından abd, ab zaman zaman suriye, iran beslendi, desteklendi.
biliyoruz ki bu terör örgütünün amacı ülkemizin doğu ve güneydoğusunu da içine alan bir bölgede bağımsız bir kürdistan devleti kurmak-tı.
son 2-3 yıldır acaba ne oldu da bağımsızlık taleplerinden vazgeçip türkiye'nin bütünlüğü içerisinde özerklik talebine çark ettiler?
tvlerde gazetelerde güya terör uzmanları, uluslararası ilişkiler uzmanı, analistler bu konudan hiç bahsetmiyorlar.
bu konuda ben size hiç bir yerde rastlamayacağınız bir analizde bulunayım.
terör örgütü neden bağımsızlık talebinden vazgeçip özerklik talebine asılmaya başladı?
1. öncelikle terör örgütüne, lojistik, siyasi ve askeri destek sağlayan güçlerin başında gelen, abd, fransa, yunanistan gibi ülkeler artık büyük bir ekonomik krizle cebelleşmekteler. yunanistan malûm; ekonomik olarak batık ab desteğiyle ayakta duruyor, ab ise neredeyse büyük bir varlığını yunanistan'a yatırmış durumda. abd içinde bulunduğu cari açık temelli ekonomik kriz dolayısıyla sıkıntıda, harcamaları kısma noktasında vatandaşa yönelemiyor, vatandaşları da savunma harcamaları konusunda yönetime tepkili, obama'nın koltuğu sallantıda. sırf bu nedenlerle küresel operasyonlarında maliyeti açısından artık terör vb nedenlerle doğrudan müdahale yerine "halk isyanları" tertip edip operasyon yapacağı ülkenin muhaliflerini kullanma yönünde bir yöntem izliyor. bakınız: mısır, libya, suriye. fransa desen libya'da nato'yu işin içine sokmasına rağmen işi eline yüzüne bulaştırmış durumda. işte bu nedenlerledir ki bölücü terör örgütü (pkk, kadek, kongra-gel, kck artık neyse) bu kaynaklardan umudunu kesmek zorunda kalmaktadır. bağımsızlık talebinin peşinde koşsa dahi türkiye'ye karşı sırtını dayayabileceği destekçileri artık can çekişmektedir. libya, suriye gibi operasyonel işlerde ne kadar çaresiz kaldıkları türkiye'yi diplomatik olarak kullanmaları nedeniyle gözler önünde. artık kendi kamuoyu karşısında köşeye sıkıştıkları için giriştikleri operasyonları doğrudan sahiplenemiyor orta doğu'da türkiye'yi taşeron olarak kullanmayı tercih ediyorlar.
2. terör örgütünün bağımsızlık talebinden vazgeçip (şimdilik) özerklik üzerinde yoğunlaşmasının bir başka nedeni 1. maddede saydığım destekleri kaybetmesiyle birlikte kck denen örgütlenmesinin çoğunluğunun tutuklu olması ve yargılanmalarına devam edilmesi hasebiyle yeniden teşkilatlanmayı, bağımsızlığa gidilecek yoldaki finansmanı türkiye'ye yıkma çabalarıdır.
dtk denen ne olduğu belirsiz yapılanmanın güya özerklik talebini incelerseniz bunun ip uçlarını görebilirsiniz. türkiye nezdinde bekledikleri vergilendirme konusunda pozitif ayrımcılık (sanki bölgeye daha ne kadar pozitif ayrımcılık uygulanacaksa) bunun en basit işaret fişeğidir.
3. iran, irak sınırlarında hüküm süren kaçak ekonomisi, sınır ötesinde terör örgütü tarafından kaçakçılara uygulanan gümrük haraçlarının aktığı kaynakların kuruması tehlikesi bağımsızlık taleplerinin ertelenmesine yol açmaktadır. olası bir bağımsızlık, şimdi dönen kaçak ekonomisi, halktan toplanan haraçlar yani kısacası bölgedeki yasa dışı, kayıt dışı ekonomik unsurlar belli bir zümre tarafından kullanılmak yerine halk ile paylaşılmak/ alınmasından vazgeçilmek durumunda kalacaktır. bu durumda çeyrek asırdır çoluk, çocuk gençler dağlarda can verirken avrupa'da, suriye'de irak'ta bu rantiyeden faydalanmakta olan terör örgütünün yönetici zümresinin işine gelmemektedir.
4. şimdi planlanan özellikle anayasa çalışmalarına ikinci resmi dil, ana dili eğitimi gibi unsurları da sokabilmeyi, vergi gelirleri bakımından pozitif ayrımcılığın devam ettirilmesini sağlayacak olan federatif bir çatı altında, daha da ileride bağımsızlığı öngörülen sözde kürdistan için alt yapı ve örgütlenme maliyetlerini türkiye üzerine yani türk milleti üzerine yıkmaktır.
özetle benim öngördüğüm; terör örgütünün ve ona eklemlenmiş siyasi yapılanmanın şimdilik bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve özerklik üzerine eylemlerine devam etmesinin temel nedenleri bunlardır. ağustos 2011
şu pkk denilen bölücü terör örgütünü az çok biliriz; bağımsız bir kürdistan devleti hayaliyle senelerdir bu milletin kanını, canını sömürdü, türkiye karşıtı ve türkiye'yi uzaktan kumanda ile idare etme heveslisi güçler tarafından abd, ab zaman zaman suriye, iran beslendi, desteklendi.
biliyoruz ki bu terör örgütünün amacı ülkemizin doğu ve güneydoğusunu da içine alan bir bölgede bağımsız bir kürdistan devleti kurmak-tı.
son 2-3 yıldır acaba ne oldu da bağımsızlık taleplerinden vazgeçip türkiye'nin bütünlüğü içerisinde özerklik talebine çark ettiler?
tvlerde gazetelerde güya terör uzmanları, uluslararası ilişkiler uzmanı, analistler bu konudan hiç bahsetmiyorlar.
bu konuda ben size hiç bir yerde rastlamayacağınız bir analizde bulunayım.
terör örgütü neden bağımsızlık talebinden vazgeçip özerklik talebine asılmaya başladı?
1. öncelikle terör örgütüne, lojistik, siyasi ve askeri destek sağlayan güçlerin başında gelen, abd, fransa, yunanistan gibi ülkeler artık büyük bir ekonomik krizle cebelleşmekteler. yunanistan malûm; ekonomik olarak batık ab desteğiyle ayakta duruyor, ab ise neredeyse büyük bir varlığını yunanistan'a yatırmış durumda. abd içinde bulunduğu cari açık temelli ekonomik kriz dolayısıyla sıkıntıda, harcamaları kısma noktasında vatandaşa yönelemiyor, vatandaşları da savunma harcamaları konusunda yönetime tepkili, obama'nın koltuğu sallantıda. sırf bu nedenlerle küresel operasyonlarında maliyeti açısından artık terör vb nedenlerle doğrudan müdahale yerine "halk isyanları" tertip edip operasyon yapacağı ülkenin muhaliflerini kullanma yönünde bir yöntem izliyor. bakınız: mısır, libya, suriye. fransa desen libya'da nato'yu işin içine sokmasına rağmen işi eline yüzüne bulaştırmış durumda. işte bu nedenlerledir ki bölücü terör örgütü (pkk, kadek, kongra-gel, kck artık neyse) bu kaynaklardan umudunu kesmek zorunda kalmaktadır. bağımsızlık talebinin peşinde koşsa dahi türkiye'ye karşı sırtını dayayabileceği destekçileri artık can çekişmektedir. libya, suriye gibi operasyonel işlerde ne kadar çaresiz kaldıkları türkiye'yi diplomatik olarak kullanmaları nedeniyle gözler önünde. artık kendi kamuoyu karşısında köşeye sıkıştıkları için giriştikleri operasyonları doğrudan sahiplenemiyor orta doğu'da türkiye'yi taşeron olarak kullanmayı tercih ediyorlar.
2. terör örgütünün bağımsızlık talebinden vazgeçip (şimdilik) özerklik üzerinde yoğunlaşmasının bir başka nedeni 1. maddede saydığım destekleri kaybetmesiyle birlikte kck denen örgütlenmesinin çoğunluğunun tutuklu olması ve yargılanmalarına devam edilmesi hasebiyle yeniden teşkilatlanmayı, bağımsızlığa gidilecek yoldaki finansmanı türkiye'ye yıkma çabalarıdır.
dtk denen ne olduğu belirsiz yapılanmanın güya özerklik talebini incelerseniz bunun ip uçlarını görebilirsiniz. türkiye nezdinde bekledikleri vergilendirme konusunda pozitif ayrımcılık (sanki bölgeye daha ne kadar pozitif ayrımcılık uygulanacaksa) bunun en basit işaret fişeğidir.
3. iran, irak sınırlarında hüküm süren kaçak ekonomisi, sınır ötesinde terör örgütü tarafından kaçakçılara uygulanan gümrük haraçlarının aktığı kaynakların kuruması tehlikesi bağımsızlık taleplerinin ertelenmesine yol açmaktadır. olası bir bağımsızlık, şimdi dönen kaçak ekonomisi, halktan toplanan haraçlar yani kısacası bölgedeki yasa dışı, kayıt dışı ekonomik unsurlar belli bir zümre tarafından kullanılmak yerine halk ile paylaşılmak/ alınmasından vazgeçilmek durumunda kalacaktır. bu durumda çeyrek asırdır çoluk, çocuk gençler dağlarda can verirken avrupa'da, suriye'de irak'ta bu rantiyeden faydalanmakta olan terör örgütünün yönetici zümresinin işine gelmemektedir.
4. şimdi planlanan özellikle anayasa çalışmalarına ikinci resmi dil, ana dili eğitimi gibi unsurları da sokabilmeyi, vergi gelirleri bakımından pozitif ayrımcılığın devam ettirilmesini sağlayacak olan federatif bir çatı altında, daha da ileride bağımsızlığı öngörülen sözde kürdistan için alt yapı ve örgütlenme maliyetlerini türkiye üzerine yani türk milleti üzerine yıkmaktır.
özetle benim öngördüğüm; terör örgütünün ve ona eklemlenmiş siyasi yapılanmanın şimdilik bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve özerklik üzerine eylemlerine devam etmesinin temel nedenleri bunlardır. ağustos 2011
28.08.2012
seçimde oy kullanmamak iktidara iki oy vermektir
siyasi bir önermedir. şahsımca üretilmiştir.
iktidara kızdınız ettiniz, muhalefeti beğenmediniz, basın propagandasına ve fısıltı gazetesine kanıp "ulan muhalefetten bir bok olmaz nasıl olsa yine bu iktidar gelecek" diye düşünüp kendinizi teselli etmek, sinirlerinizi yatıştırmak için oy kullanmadınız işte o zaman kızdığınız hükümete en büyük iyiliğini muhalefete ise en büyük kötülüğü yaptınız.
şöyle ki; bu şekilde davranarak birincisini muhalefet oy kazanmadığı için ikincisini de oy dağılımında iktidar oranını düşürmediği için olmak üzere iktidara iki oy vermiş oldunuz.
en azından gidip boş oy kullansanız hiç değilse iki oy vermekten iyidir, yine de iktidara bir oy vermiş olursunuz.
iktidara kızdınız ettiniz, muhalefeti beğenmediniz, basın propagandasına ve fısıltı gazetesine kanıp "ulan muhalefetten bir bok olmaz nasıl olsa yine bu iktidar gelecek" diye düşünüp kendinizi teselli etmek, sinirlerinizi yatıştırmak için oy kullanmadınız işte o zaman kızdığınız hükümete en büyük iyiliğini muhalefete ise en büyük kötülüğü yaptınız.
şöyle ki; bu şekilde davranarak birincisini muhalefet oy kazanmadığı için ikincisini de oy dağılımında iktidar oranını düşürmediği için olmak üzere iktidara iki oy vermiş oldunuz.
en azından gidip boş oy kullansanız hiç değilse iki oy vermekten iyidir, yine de iktidara bir oy vermiş olursunuz.
20.02.2012
Başbakanın Sağlık Durumu Neden Önemli?
-Sizce?
Cumhurbaşkanına, bakanlar kurulu üyelerine daha alt kademedeki yöneticilere, il müdürlerine, şeflere bile görevde bulunamamaları nedeniyle birileri vekalet edebiliyor ve işlerini yürütebiliyor oysa Başbakanın herhangi bir nedenle (sağlık, izin, keyfiye gibi durumlarda) görevinin başında bulunamayacağı durumunda kimse vekalet edemiyor. Başbakana vekalet etmek gibi bir görev kimseye verilmemiş.
İşte bu nedenle Başbakanın sağlık durumu önemli.
Tayyip Erdoğan gibi her şeyi kontrolünde tutarak iktidarını yürüten bir başbakan söz konusu olunca başına bir şey gelmesi durumunda bütün yürütme teşkilatı dumura uğruyor, hiç kimse kendi görevi konusunda küçük bir karardan önemli bir karara kadar bir inisiyatif alma cesaretini gösteremiyor.
Cumhurbaşkanına, bakanlar kurulu üyelerine daha alt kademedeki yöneticilere, il müdürlerine, şeflere bile görevde bulunamamaları nedeniyle birileri vekalet edebiliyor ve işlerini yürütebiliyor oysa Başbakanın herhangi bir nedenle (sağlık, izin, keyfiye gibi durumlarda) görevinin başında bulunamayacağı durumunda kimse vekalet edemiyor. Başbakana vekalet etmek gibi bir görev kimseye verilmemiş.
İşte bu nedenle Başbakanın sağlık durumu önemli.
Tayyip Erdoğan gibi her şeyi kontrolünde tutarak iktidarını yürüten bir başbakan söz konusu olunca başına bir şey gelmesi durumunda bütün yürütme teşkilatı dumura uğruyor, hiç kimse kendi görevi konusunda küçük bir karardan önemli bir karara kadar bir inisiyatif alma cesaretini gösteremiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)