Kısa dalga yayın
akparti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akparti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28.03.2013
türkiye'deki eğitim sistemi
akparti sayesinde iyice boku çıkmıştır.
yok ilk öğretime her sene sınav koymalar, ondan sonra olmadı kaldırmalar, düz liseleri kadlrıp liselerin hepsini anadolu lisesi yapmalar sınavla giremeyenleri zorla meslek lisesine göndermeler, sonra bu sistemden de caymalar.
kamuoyu taleplerini göz ardı edip zorla tek tip okul forması sistemini kaldırmalar, yavaş yavaş giyim konusunda tercihleri okullara bırakıp en sonunda bu işten de caymalar.
üniversiteye girişte millet tek sınavdan yakınırken önce bunu tekrar 2 basamaklı sonrasında 2 basamak 8 alan (yanlıyor olabilirim tam takip edemiyorum) sınavına çevirmeler.
öğrencileri okullara girişte değil her sınıfta özellikle sınav manyağına bağlayıp sonrasında da dersaneleri kapatacağız teranesi okumalar.
eylem yapan işsiz üniversite mezunlarına, öğretmenlere fırça çekip atar yapmalar sonrasında ilçelerdeki fakülteleri ayrı ayrı üniversite yapmalar (mübalağanın da doruğunu yapıyorum ha) üniversite kontenjanlarını artırmalar.
fen edebiyat mezunlarına formasyonu kaldırıp daha sonra bundan da caymalar
vs. vs.
şahane bir şekilde ilerliyor işte.
8-10 sene yabancı dil dersi verip hiç bir bok öğretmeyen eğitim sistemidir.
yahu bırak yabancı dili o kadar sene türkçe dersi aldım daha kendi dilimizin dil bilgisini damını, çatısını öğrenemedim.
27.03.2013
akparti'nin yerel yönetim zihniyeti
çok ilginçtir ki adapazarında; sivil toplum baskısı nedeniyle rantiyeye çeviremediği şehir merkezindeki alanları meydan yapmakla, mahalle aralarına dört tane araç koyup park adı verip tesis diye topla açılışlara katmakta, çalışan aydınlatma direkleri, sağlam kaldırımlar sökülüp basma beton kaldırımlar yapılmakta, seneler sonra da olsa ara sokaklar asfaltlanıp, yine aynı asfaltın bir aya kalmadan atık su için yarılıp yıkılmasıyla devam eder.
en basitinden sokaklar, kaldırımlar (bile) azıcık yağmurda göle döner vs vs.
bir de güya muhalefete laf çakmak için başbakan'dan alıntı bir de lafları var bunların:
bizim hizmetlerimizi onlar hayal bile edemez.
adamların hayalleri park, bahçe yapıp direk taş döşemekten ibaretmiş. böyle bir hayal gücüyle 2023 visyonu çiziyorlar, düşün artık!
22.03.2013
recep tayyip erdoğan
yaptığı pkk açılımı ile ilgili çok cesur adım attı diyorlar.
kardeşim şunu hala anlamıyorsunuz, bu adımları, bilerek, isteyerek, cesaret göstergesi olarak atmadı. koltukta kalabilmek adına zorunlu olarak attı.
bugün o övündüğünüz duble yolların, herkesin altında otomobiller olmasının, refah balonunun falan bedeli budur işte.
yunanistan gibi üretmeden körfez sermayesinden yiyoruz hibeyle. ola ki bu gerçekleştirilienler olmasaydı işte asıl o zaman yunanistan'a dönecektiniz ki bu da bağımsızlık yerine refahı göze aldığınızın göstergesidir haramzade güruhu sizi.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
can sıkanlar,
ek$isözlük,
ekonomi politikaları,
recep tayyip erdoğan
12.08.2010
AKP'nin Oruç Baba'da referandum işportacılığı
Habere bak arkadaş! AKP gençlik kolları bilmem nesi referranduma destek için Oruç Baba ya çıkarma yapmış.
AKP siyasetinin rezilliğinin diz boyu ne kadar aştığını gösteriyor. Artık o kadar çaresiz bir hale geldiler ki; cuma namazları çıkışı, ramazanın ilk günü Oruç Baba türbesi kapısına referandumda insanlara evet dedirtmek için kamp kurmuşlar.
Yazık, günah ya! Bu, siyaset değil bu resmen işportacılıktır. İşporta siyaseti! AKP nin halka, millete layık gördüğü bu işte...
Heralde türbeye işporta tezgahı açan AKP nin gençlik kolları pusulaları da Oruç Baba nın mezar taşlarına sürmeyi ihmal etmezler. Olur da Hayır çıkarsa sonuçta sirke-ekmek dağıtmayı da unutmasınlar bari, sonra çarpılırlar falan :)
AKP siyasetinin rezilliğinin diz boyu ne kadar aştığını gösteriyor. Artık o kadar çaresiz bir hale geldiler ki; cuma namazları çıkışı, ramazanın ilk günü Oruç Baba türbesi kapısına referandumda insanlara evet dedirtmek için kamp kurmuşlar.
Yazık, günah ya! Bu, siyaset değil bu resmen işportacılıktır. İşporta siyaseti! AKP nin halka, millete layık gördüğü bu işte...
Heralde türbeye işporta tezgahı açan AKP nin gençlik kolları pusulaları da Oruç Baba nın mezar taşlarına sürmeyi ihmal etmezler. Olur da Hayır çıkarsa sonuçta sirke-ekmek dağıtmayı da unutmasınlar bari, sonra çarpılırlar falan :)
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp,
akparti,
anayasa referandumu,
din istismarı,
inanç istismarı,
oruç baba
9.04.2010
Yüksek Yargı Anayasa değişikliği ile ilgili koşturmacada
Aldığım duyumlara göre (kamu kurumlarında yerin de göğün de kulağı vardır) yüksek yargı mensuplarının ve HSYK üyelerinin bazıları o adliye senin bu adliye benim koşturup durmakta. Zannedersem, şu Anayasa değişiklik teklifinde yer alan yüksek yargı ve HSYK oluşumuyla ilgili bir teşkilat yoklaması.
Umarım koşturanların çabaları hukuk açısından olumlu sonuçlar verir.
Şahsen düşüncem;
Umarım koşturanların çabaları hukuk açısından olumlu sonuçlar verir.
Şahsen düşüncem;
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp,
akparti,
anayasa değişikliği,
anayasa mahkemesi,
bölücü siyaset,
hsyk,
kafadan
8.11.2009
İslami vatandaşlık tanımı ne zaman yapılacak?
odatv.com da yapılan haberin başlığı şöyle: Bir bakan "İslami bakan" unvanı kazandı
O Bakanın bu unvanı nasıl kazandığı ise şöyle anlatılıyor:
Sizce böyle bir durumda, "İslami vatandaşlığın" tanımı neyi içerir?
a) Ameli "islamilik"
b) Tevhidi "islamilik"
c) Siyasi "islamilik"
d) AK "islamilik"
e) Tayyibi "islamilik"
O Bakanın bu unvanı nasıl kazandığı ise şöyle anlatılıyor:
Cumhurbaşkanı Gül, Bakan Çağlayan’a “İslami Dayanışma Ödülü” veriyor.Başlıktaki soru bu haberi okuduktan sonra aklıma geldi. Düşündüm; acaba "İslami vatandaşlık" gibi bir kavram da yakında ortaya çıkar mı diye. Ne bileyim hani ab vatandaşlığı, dünya vatandaşlığı gibi şeyleri duyduk da eğer böyle birşey olursa tanımı nasıl olur? Şimdi Devletimiz ab yolunda koşturduğundan vatandaş da ab vatandaşlığına koşturmuş sayılıyor. E doğal olarak İKÖ içinde yer alıp, Devletin bir Bakanına Cumhurbaşkanı "İslami bakan" unvanını layık görüyorsa vatandaşlara da biçilen "İslami vatandaşlık" tanımı vardır gibime geldi.
Bu ödül neden veriliyor?
Bakan Çağlayan, “İslam ülkeleriyle İslami dayanışma gösterdiği” için bu ödül alıyor.
Veren kim?
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı.
Dikkat ediniz, söz konusu olan “İslam ülkeleriyle dayanışma ödülü” değil; “İslami dayanışma”.
Sizce böyle bir durumda, "İslami vatandaşlığın" tanımı neyi içerir?
a) Ameli "islamilik"
b) Tevhidi "islamilik"
c) Siyasi "islamilik"
d) AK "islamilik"
e) Tayyibi "islamilik"
21.08.2009
Kürt açılımına çocuk parkından destek yağıyor
"Frienfeed" de Kamuoyunda Kürt açılımına destek büyüyor: Çarşıda parkın çocukları açılıma tam destek veriyor, şemame söyleyen mendilci çocuklara alkışlarıyla eşlik ediyorlar, valla! Ben bunu açılıma yoruyorum o kadar açıldı ki çocukları bile kucaklıyor :) demiştim. Şimdi ayrıntılar:
Efenim akşam üzeri çarşıda bizim elemanla (Tanımazsınız ama adı Çağlar, bizim eleman yazınca alınıyor da) gezmekteyiz, bir yerlerde oturalım da iki çay içelim diye. Oralarda hem bir çay bahçesi var, hem bir çocuk parkı hem de bir sırada kafeler var, e ama yer yok. Neyse, parkın yanından geçerken, bir baktım ki parkın ve o muhitin meşhur mendil, kalem satan çocuklarının 2-3 tanesi diğer çocuklarla birlikte kaydırağın üst taraflarında eğlenmekteler. Aaaa bir de bakarım bu çocuklar şemame, şemame diyip el çırpıyorlar ve parkta oynamakta olan çocukların bir kısmı da "ne diyor lan bu" demeden bunlara el çırparak eşlik ediyor. (Şemame nedir diye soranlara kısaca: İbo'nun söylediği "tombul tombul memeler" şarkısının halay versiyonu Kürtçesi diyeyim, teşbihte hata olmaz).O esnada dönüp Çağlara:
Vay be gördün mü? Başbakanın Kürt açılımına çocuk parkından bile destek var, diyorum. Neyse gülüşüp geçiyor. Ama ben özellikle yapılmak istenenlerin demokratik açılım adı altına gizlenmeye çalışıldığını düşündüğümden açılım için bu isimlendirmeyi kullanmıyorum, içinde demokratik bir çalışma olacağına inanmıyorum.
Efenim akşam üzeri çarşıda bizim elemanla (Tanımazsınız ama adı Çağlar, bizim eleman yazınca alınıyor da) gezmekteyiz, bir yerlerde oturalım da iki çay içelim diye. Oralarda hem bir çay bahçesi var, hem bir çocuk parkı hem de bir sırada kafeler var, e ama yer yok. Neyse, parkın yanından geçerken, bir baktım ki parkın ve o muhitin meşhur mendil, kalem satan çocuklarının 2-3 tanesi diğer çocuklarla birlikte kaydırağın üst taraflarında eğlenmekteler. Aaaa bir de bakarım bu çocuklar şemame, şemame diyip el çırpıyorlar ve parkta oynamakta olan çocukların bir kısmı da "ne diyor lan bu" demeden bunlara el çırparak eşlik ediyor. (Şemame nedir diye soranlara kısaca: İbo'nun söylediği "tombul tombul memeler" şarkısının halay versiyonu Kürtçesi diyeyim, teşbihte hata olmaz).O esnada dönüp Çağlara:
Vay be gördün mü? Başbakanın Kürt açılımına çocuk parkından bile destek var, diyorum. Neyse gülüşüp geçiyor. Ama ben özellikle yapılmak istenenlerin demokratik açılım adı altına gizlenmeye çalışıldığını düşündüğümden açılım için bu isimlendirmeyi kullanmıyorum, içinde demokratik bir çalışma olacağına inanmıyorum.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp,
akparti,
demokratik açılım,
etnik siyaset,
kürt açılımı,
memleket meselesi
5.05.2009
Motivasyon yenileme
Başbakan, önerdiği ve Cumbaba tarafından onaylanan kabine değişikliğinde görevlerinden alınan bakanlar için; asla görevlerindeki başarısızlıklarından dolayı alınmamışlardır, hükümete canlılık, kan değişikliği getirmek ve daha taze bir solukla motivasyonu yenilemek amacıyla değiştirilmişlerdir mealinde bir açıklama yapmış.
Başbakan 7-8 bakanı değiştireceğine keşke diyorum doğrudan hükümetten çekilseydi, şöyle bir erken seçime falan gitseydi memlekette tam bir motivasyon yenileme nasıl oluyormuş bir görseydi. Hadi erken seçime gitmiyor madem, başbakanlıktan çekilseydi; hem yorulmuştur, 7 sene oluyor surat çöktü, sağlık gitti, çoluk çoluk yükü tuttu, yorulmadın mı hiç mübarek? Var ya, Bilal oğlanın ortaklarını tanıma çabası bile insanın ömrünü çürütür...
Kabine değişikliğinde en azından dış işlerinde Babacan maşalıktan kurtulmuş oldu, dış siyasetin asıl icracısı yerine konmuş oldu. Meşhur "oynar merkez stratejisi"nin mucidi Ahmet Davutoğlu. Nasıl bir siyasetse hep ABD protokolune karşı oynuyor.
Başbakan 7-8 bakanı değiştireceğine keşke diyorum doğrudan hükümetten çekilseydi, şöyle bir erken seçime falan gitseydi memlekette tam bir motivasyon yenileme nasıl oluyormuş bir görseydi. Hadi erken seçime gitmiyor madem, başbakanlıktan çekilseydi; hem yorulmuştur, 7 sene oluyor surat çöktü, sağlık gitti, çoluk çoluk yükü tuttu, yorulmadın mı hiç mübarek? Var ya, Bilal oğlanın ortaklarını tanıma çabası bile insanın ömrünü çürütür...
Kabine değişikliğinde en azından dış işlerinde Babacan maşalıktan kurtulmuş oldu, dış siyasetin asıl icracısı yerine konmuş oldu. Meşhur "oynar merkez stratejisi"nin mucidi Ahmet Davutoğlu. Nasıl bir siyasetse hep ABD protokolune karşı oynuyor.
3.05.2009
Adaletin bu mu dünya?
Sadullah Ergin'e, hakkında geçmişte yazılıp çizilen yolsuzluk iddialarından sonra Başbakan ve bilhassa Cumbaba yeni kabinede Adalet Bakanı olarak nasıl yer verebildi? Hiç uğraşamayacağım tıkla gugıla bak işte. Öncelikle çok şaşırdım amma partinin adıyla hiç de müsamma olmayan eylemleri, çıkar ilişkilerini milletin büyük bir çoğunluğunun kanıksadığını gördükten sonra şaşkınlığı bir anda atıverdim üzerimden.
Parti yöneticileri ve üyeleri ihaleleri falan paylaşıyormuş, il, ilçe meclis üyeleri partili akrabalarıymış...E doğal kardeşim, çok meraklısın sen de git gir parti teşkilatına sen de nemalan. Zati bu siyaset, demokrasi dedikleri başka ne boka yarar ki?
-Neeee toplum refahı, eşitlik adalet mi?
-Hadi ordan caaaanım
Parti yöneticileri ve üyeleri ihaleleri falan paylaşıyormuş, il, ilçe meclis üyeleri partili akrabalarıymış...E doğal kardeşim, çok meraklısın sen de git gir parti teşkilatına sen de nemalan. Zati bu siyaset, demokrasi dedikleri başka ne boka yarar ki?
-Neeee toplum refahı, eşitlik adalet mi?
-Hadi ordan caaaanım
29.04.2009
Bir kez daha tebrikler
Başbakanı bir vatandaş olarak tebrik ve takdir ediyorum. Partisinden seçilen ilçe belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıda başkanlara yaptığı bir uyarıyı çok takdir ettim: Belediyece yaptığınız şenlik ve festivallere son verip, fakir fukaraya yardıma bakın.
Arasıra bizlere de keyif veren, "Ulan helal olsun, bu adam da memlekette sadece tüccarların, tuzu kuruların yaşamadığını biliyor" dedirten söylemlerde bulunabiliyor.
Sonuna kadar haklı! Ulan senin etin ne budun ne ki senelerdir şenlikler, festivaller düzenleyip şarkıcı türkücü takımına, organizatörlere binlerce lira para ödüyorsun hele ki şu kriz döneminde dikkat edilmesi gereken bir husus. Hayır tutup da yabancı turist potansiyelini arttırabilecek, yerel değerlerle bezeli küresel bir şey becerseler, yerel ekonomiye faydaları olur da eyvallah dersin ama neeerde!
Arasıra bizlere de keyif veren, "Ulan helal olsun, bu adam da memlekette sadece tüccarların, tuzu kuruların yaşamadığını biliyor" dedirten söylemlerde bulunabiliyor.
Sonuna kadar haklı! Ulan senin etin ne budun ne ki senelerdir şenlikler, festivaller düzenleyip şarkıcı türkücü takımına, organizatörlere binlerce lira para ödüyorsun hele ki şu kriz döneminde dikkat edilmesi gereken bir husus. Hayır tutup da yabancı turist potansiyelini arttırabilecek, yerel değerlerle bezeli küresel bir şey becerseler, yerel ekonomiye faydaları olur da eyvallah dersin ama neeerde!
31.03.2009
Akpartinin birinci çıkması sorun değil de
Akpartinin yerel seçimler birinci çıkması sorun değil de...
Asıl sorun etnik siyaset yürüten DTPnin halk tarafından gördüğü teveccüh. Kimileri, bunu demokrasinin sandığa yansıması, askerin siyasetten el çekmesi olarak nitelendiriyor. DTP normal bir siyaset izleyerek, etnisite unsurlarını öne çıkarmadan, refah, huzur, ekonomi, yolsuzlukla mücadele vb normal siyaset değerleriyle başarmış olsa denilen gibi sorun olarak algılamazdım. Ama maalesef öyle değil. Baydemir, elde ettikleri sonucun yürüttükleri etnik siyasetin bir neticesi olduğunu dile getiriyor. Gazetelerin ve internet basınının köşe taşları bunu, bölgedeki sorunun çözümü için halkın "imralı iradesini" işaret ettiğine yoruyorlar. Ve bu durum terörün bir işe yaramasına ramak kaldığının bir göstergesi, artık iş AB bölge siyasetini imralıdaki teröriste yönlendirme çabalarına ağırlık vermesine kalıyor. Uzun zamandır devletimizi, ab baskılarıyla bir siyasi mütecrit durumuna sokulmaya çalışılan terörist başı üzerindeki planlar iki başlı duruma sokuluyor. Bölge siyasetinde ya apo ya barzani tercihine (ehven-i şerreyne) zorlanacaktır iktidar. Kendi siyasetimizi oluşturamayıp çözüm üretemediğimiz için tercih yapmak zorunda bırakılıyoruz. Korkarım ülkemiz iktidarı, bu seçimde aldığı darbeden dolayı pek de buna direnecek gibi durmuyor. Büyük ihtimal görüyorum ki dışarının baskısı ağır basarsa ortadoğuda bölgenin ve Irak'ın şekillenmesi müzakerelerine akparti bu güven kaybıyla dayanamayacaktır. Akparti iktidarı bu sürümcemeyi önümüzdeki seçimlerin ardına sarkıtma dirayetine sahip olmadığından orta vadede bir erken seçim öngörüyorum. Fikir isterdiki enveni şerre düşmektense kendi siyasetimizi uygulayabilseydik. DTP nin bu etnik siyaseti ileride başarılı olursa benzer siyasete eğilecek bir yapı mevcut olmasa da doğmasından şüphe etmekteyim. Bu siyasetin kırılmasında iktidara da muhalefete de büyük sorumluluk düşüyor. Aynı seçimlerde olduğu gibi bir çalışmayla bölgede etnik siyasetin sonuçlarını cahilinden, okur yazarına anlatacak saha propagandası gerekmektedir. Bu çalışmada örneklenebilecek bir çok bölge mevcut dünya üzerinde. (Somali, darfur, afganistan, ırak vb.) Ayrılıkçı siyasetin, bu siyaseti güden üç-beş kişi dışında kimseye faydası olmayacağı açık, seçik bir şekilde anlatılmalı. Asıl çaba sarfedilmesi gereken dönem seçim sonrasıdır. Her ne kadar parti teşkilatları, örgütleri yorgun olsa da bu yorgunluk bize büyük bedeller ödetilmesine bahane edilmemeli. Hiç şüphem yok ki ab, etnik siyasetin önderlerine büyük motivasyon ve güç desteği sunacaktır bizim de millet olarak bunlara fırsat vermememiz gerekmektedir. Ülkemiz siyasi partileri milli siyaseti öne çıkarma gücünü ortaya koyabilmelidir. Muhalefet bütün enerjisini buna yönlendirmelidir çünkü iktidardaki motivasyon kaybı (her ne kadar başka yöne bir kanalize olarak boşalmış olsa da istenen yöne kaydırılamayacak kadar tükenmiştir) ülke siyaseti için muhalefet tarafından doldurulmalıdır.
Umarım öngörülerim ve endişelerim boşa çıkar.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
değerler siyaseti,
dtp,
erken seçim,
etnik siyaset,
kürtçülük,
memleket meselesi,
ortadoğu,
yerel seçimler
23.03.2009
Haydi gözünüz aydın!
Haydi gözünüz aydın! Cumhurbaşkanı da "Kürdistan" lafını kullanmış. Irak'ın kuzeyindeki yönetimi de Kürdistan bölgesel yönetimi olarak nitelendirmiş. Haberler öyle diyor.
Sarızeybek ekranlarda haykırdı : PKK terörünün tek amacı ve ortadan kalkmasının tek şartı bağımsız bir Kürt devleti kurulmasıdır, diye. Aynı ASALA terör örgütünün Ermenistan'ın bağımsızlığıyla ortadan kalkması gibi.
Artık "kara mehdi" Obama geldiğinde mi, döndükten sonra mı bağımsızlığı ilan edilir bilemem! Belki de daha şartlar olgunlaşmamıştır da akpnin yerel seçimler sonrası alacağı oy oranının yüzde 50ler üstünde çıkması/çıkarılması beklenmektedir kararların meşruiyetinin daha sağlam temele oturması açısından. Bakarsınız seçimler öncesi tsunami misali bir dalgayla son temizlik harekatı da yapılır!
Neticede bu apo denen terörist başı, teröristlikten AB baskıları sebebiyle çoktan siyasi önderliğe terfi ettirildi akpyle omuz omuza mücadeleyle.
Siz hala daha halkların kardeşliği, demokratik çözüm, Kürtçe sorunu diyin durun. Korkarım bugün barzani üstünden gerçekleşmeye başlayan "Kürdistan" sevdasının güney temelleri tamamlanmış sadece bir çatısının kondurulması kalmıştır. Bu kukla devletçiğin ilanından sonra sıra ülkemiz doğu anadolusunu kapsayan kuzey hesaplarının masaya dökülmesine gelecektir. E artık onun önderliğine de genel afla salacakları apo köpeği getirilir.
güncelleme : 25.03.2009
Sarızeybek ekranlarda haykırdı : PKK terörünün tek amacı ve ortadan kalkmasının tek şartı bağımsız bir Kürt devleti kurulmasıdır, diye. Aynı ASALA terör örgütünün Ermenistan'ın bağımsızlığıyla ortadan kalkması gibi.
Artık "kara mehdi" Obama geldiğinde mi, döndükten sonra mı bağımsızlığı ilan edilir bilemem! Belki de daha şartlar olgunlaşmamıştır da akpnin yerel seçimler sonrası alacağı oy oranının yüzde 50ler üstünde çıkması/çıkarılması beklenmektedir kararların meşruiyetinin daha sağlam temele oturması açısından. Bakarsınız seçimler öncesi tsunami misali bir dalgayla son temizlik harekatı da yapılır!
Neticede bu apo denen terörist başı, teröristlikten AB baskıları sebebiyle çoktan siyasi önderliğe terfi ettirildi akpyle omuz omuza mücadeleyle.
Siz hala daha halkların kardeşliği, demokratik çözüm, Kürtçe sorunu diyin durun. Korkarım bugün barzani üstünden gerçekleşmeye başlayan "Kürdistan" sevdasının güney temelleri tamamlanmış sadece bir çatısının kondurulması kalmıştır. Bu kukla devletçiğin ilanından sonra sıra ülkemiz doğu anadolusunu kapsayan kuzey hesaplarının masaya dökülmesine gelecektir. E artık onun önderliğine de genel afla salacakları apo köpeği getirilir.
güncelleme : 25.03.2009
Terörle mücadelede ortak hareket için 'tarihi bir fırsat' olduğunu ve bunun en iyi şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini isteyen Gül, ziyareti sırasında Kürt yönetimi için 'Kürdistan' ifadesini kullandığının hatırlatılması üzerine, bunun doğru olmadığını söyledi. Gül, "Ben aslında o söylediğiniz ifadeyi kullanmadım. Gerçek şu ki; Irak'ın bütünlüğüne en çok önem veren ülke Türkiye'dir. Irak'ın kuzeyinde yerel bir Kürt yönetimi vardır ve bunun da başbakanı vardır. Bunu söyledik" diye konuştu. **
21.03.2009
Çoban zihniyetli sığırlar
Başlık ağır mağır hiç anlamam. Yerel seçimlerde adayların bir çoğu tvde mülakatlarda, oturumlarda görüyorum, bu zihniyete sahip: Sizi yönetmeye talibiz!
Not edilecek kadar da az değiller ki not edeyim de şuradan ibreti alem olsun yazayım. Ulan sığır sen şehrinin insanını davarda bir koyun olarak mı görüyorsun hala? Altı üstü vatandaşın ödediği vergilerle vatandaşa hizmet etmeye talip oluyorsun ve hala daha kendini, davarı yönetmeye namzet bir çoban olarak görüyorsun. Hata ve sığırlık sizde değil aslında sizleri o adaylıklara layık görenlerde ve size şakşakçılıkta sınır tanımayanlarda. Tahmin edin bakalım bu sığırların çoğunluğu hangi partide buluşuyorlar!
Not edilecek kadar da az değiller ki not edeyim de şuradan ibreti alem olsun yazayım. Ulan sığır sen şehrinin insanını davarda bir koyun olarak mı görüyorsun hala? Altı üstü vatandaşın ödediği vergilerle vatandaşa hizmet etmeye talip oluyorsun ve hala daha kendini, davarı yönetmeye namzet bir çoban olarak görüyorsun. Hata ve sığırlık sizde değil aslında sizleri o adaylıklara layık görenlerde ve size şakşakçılıkta sınır tanımayanlarda. Tahmin edin bakalım bu sığırların çoğunluğu hangi partide buluşuyorlar!
Misakçılar
Belki yukarıdaki paragraftaki düşüncelere sahipsiniz belki de tam aksi! Hiç farketmez. Burada kitap tanıtma gibi bir alışkanlığım yok. Belki devamı gelir, daha önce okuduklarımı veya ileride okuyacaklarımı da buraya yazabilirim. Ama Misakçılar isimli bu kitap gerçekten paylaşmayı gerektirecek türden bir kitap.... Bütün Avrupa ve hatta Amerika, Türkiye'yi işgal etmek için uğraşıyor, bunun için ekonomik ve toplumsal pek çok araç kullanıyorlar, bunun farkına da kimse varmıyor ha! Binmişsin bir ulusalcı-milliyetçi gemisine, gidiyorsun!.. Biriktirdiğin bütün bilgileri, bu anlayışa göre tasnif ederek ortaya koymuşsun. ortaya 'bu ülke batıyor' sonucu çıkmış... Metin, farkında değil misin son yıllarda bu ülkenin refah seviyesi ne kadar yükseldi? Bunda senin karşısında durduğun Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin adaylığı ne kadar etkili oldu bunu da göremiyor musun?
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
emperyalizm,
kafadan,
milliyetçilik,
misakçılar,
sömürgecilik,
ulusalcılık
11.03.2009
Çocuktan al haberi
Elazığ Sivrice'de ziyarette bulunan bakan Mehdi Ekere, ziyaret ettiği okuldaki imkansızlıklardan dolayı bir öğrenci sınıfta dert yanıyor:
Amaa nerde öyle Bakan nerde öyle öğretmen? Yok, yok bunlar istisnadır, görevini hakkıyla yerine getirenleri tenzih ederim elbette.
Derslerimiz boş geçiyor. Branş öğretmenlerimiz yok. Bizim İstanbul’da, Diyarbakır’da öğrenim gören arkadaşlarımızdan ne farkımız var? Bizlerde onlar gibi öğrenim görmek istiyoruz*Bakan okuldan ayrılınca öğrencinin öğretmenleri tarafından fırçalandığı bilgisini alıyoruz. Ulen koltuk sevdasından, tayin, göt korkusundan siz bir halt söyleyemiyorsunuz yukarılara bırakın bari çocuklara engel olmayın da anlatsınlar dertlerini. Bakarsınız Bakan da birazcık vicdanlı çıkar da sizin eseriniz olmadığı çok açık olmasına rağmen sizin adınıza kıvanç duyar: "Ulan helal olsun, derdini dile getirebilecek medeni cesarete sahip öğrenci yetiştiriyorlar. Konuşan, sorgulayan bir nesil geliyor. " diye.
Amaa nerde öyle Bakan nerde öyle öğretmen? Yok, yok bunlar istisnadır, görevini hakkıyla yerine getirenleri tenzih ederim elbette.
21.02.2009
Bürokratik elit öldü, yaşasın dinci elit!
Kral öldü, yaşasın yeni kral!
Bu sloganı bilirsiniz, dillere plesenk türevleri de vardır.
Bir zamanlar bürokratik elitler, ülkenin çağdaşlaşmasının, modernleşmesinin, demokratikleşmesinin engeli olarak görülürdü. Hala daha dipte köşede bu sözü edenler var, onlara göre hala daha yaşayan bürokratik elitler var. Artık neredeyseler! Gerçi az çok tahmin ederim.
6 yıllık iktidarı boyunca ak veya dinci artık ne derseniz o elitlerin yerleşmediği köşe bucak kalmadı; üst kurullardan, yüksek mahkemelere, çeşitli devlet kurumlarından KİTlere, BİTlere, medyaya kadar.
Dediğim gibi bir kaç tane kaldı dipte köşede, onlar da artık yaş haddinden emekli olurlar. Diğer kalanların ise bir bürokratikliği kalmadı.
Yani bundan sonra Akpartinin beceremediği, üstesinden gelemediği şeyleri üstüne atacağı bürokratik elit melit kalmadı devlet teşkilatında hatta STKlarda. Bundan sonra üstesinden gelemediği her sorunun yegane sorumlusu akpartidir.
Mecliste bir Baykal dışarıda da ART TV, Ulusal Kanal, doğan medyası (Gerçi onun da ümüğünü sıkmaya başladılar) gibi birkaç muhalif ses kaldı. Onlar da zaten Mergenekon mengenesine sıkıştırıldı, artık akicraatlerin altından kalkamadığı ne varsa sorumlusu bunlar oldu. Bu iş neticeye varınca bakalım başka ne bahane bulacaklar halkı kandırabilmek için. Devletin bütün teşkilatlarının yönemini ele geçir ardından iki-üç yazarı, çizeri partinin beceriksizliklerinin günah keçisi ilan et. Saf milletimiz de hala daha akpartiden icraat bekleyedursun.
Bu sloganı bilirsiniz, dillere plesenk türevleri de vardır.
Bir zamanlar bürokratik elitler, ülkenin çağdaşlaşmasının, modernleşmesinin, demokratikleşmesinin engeli olarak görülürdü. Hala daha dipte köşede bu sözü edenler var, onlara göre hala daha yaşayan bürokratik elitler var. Artık neredeyseler! Gerçi az çok tahmin ederim.
6 yıllık iktidarı boyunca ak veya dinci artık ne derseniz o elitlerin yerleşmediği köşe bucak kalmadı; üst kurullardan, yüksek mahkemelere, çeşitli devlet kurumlarından KİTlere, BİTlere, medyaya kadar.
Dediğim gibi bir kaç tane kaldı dipte köşede, onlar da artık yaş haddinden emekli olurlar. Diğer kalanların ise bir bürokratikliği kalmadı.
Yani bundan sonra Akpartinin beceremediği, üstesinden gelemediği şeyleri üstüne atacağı bürokratik elit melit kalmadı devlet teşkilatında hatta STKlarda. Bundan sonra üstesinden gelemediği her sorunun yegane sorumlusu akpartidir.
Mecliste bir Baykal dışarıda da ART TV, Ulusal Kanal, doğan medyası (Gerçi onun da ümüğünü sıkmaya başladılar) gibi birkaç muhalif ses kaldı. Onlar da zaten Mergenekon mengenesine sıkıştırıldı, artık akicraatlerin altından kalkamadığı ne varsa sorumlusu bunlar oldu. Bu iş neticeye varınca bakalım başka ne bahane bulacaklar halkı kandırabilmek için. Devletin bütün teşkilatlarının yönemini ele geçir ardından iki-üç yazarı, çizeri partinin beceriksizliklerinin günah keçisi ilan et. Saf milletimiz de hala daha akpartiden icraat bekleyedursun.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
ak elit,
ak icraatler,
akparti,
bürokratik elit,
can sıkanlar,
dinci elit
5.02.2009
Her mahallede Kuran kursu var zaten!
Nebiçim bir siyaset anlayışı çözebilmiş değilim. Sirmen; her mahalleye Kuran kursu açacakmış. Partisi destek vermiş ayrıca Müftülükle de görüşmüşmüş.
Şu CHP'de bazıları işin aslını daha çözemedi gitti.
SA-Mİ-Mİ-YET!
Öyle Kuran kursu açmakla falan olmaz bu işler.
Her mahalleye Kuran kursuymuş! Hey be uçtum akıllılar (ya suçlama gibi algılanmasın ama) gerçekten kucaklamaya çalıştıkları çevre ile samimi bir gönül bağları yok bu partinin. Söylemleri o kadar su üstünde kalıyor ki farkında değiller.
Zaten her cami bir Kuran kursudur. Camiyi de geçtim hemen hemen mahallelerin büyük camilerinde zaten ayrıca bir Kuran kursu bulunur üstelik diyanet destekli. Hem de öyle üstünkörü değil, teknoloji destekli; kursiyerlere ücretsiz elifba ve sesli, görüntülü, tecvid cdsi dağıtıyorlar. Şahane bir çalışma, söz etmişken bilhassa Diyaneti bu konuda tebrik edeyim şahsen.
İşte bu yüzden diyorum söylemleri su üstünde kalıyor, samimi değiller bu tür konularda diye tabi hepsi değil söylev siyasetçilerini kastediyorum.
AKP'nin din istismarı bu şekilde yapmacık, Kuran kursu vb girişimlerle kırılamaz.
Şu CHP'de bazıları işin aslını daha çözemedi gitti.
SA-Mİ-Mİ-YET!
Öyle Kuran kursu açmakla falan olmaz bu işler.
Her mahalleye Kuran kursuymuş! Hey be uçtum akıllılar (ya suçlama gibi algılanmasın ama) gerçekten kucaklamaya çalıştıkları çevre ile samimi bir gönül bağları yok bu partinin. Söylemleri o kadar su üstünde kalıyor ki farkında değiller.
Zaten her cami bir Kuran kursudur. Camiyi de geçtim hemen hemen mahallelerin büyük camilerinde zaten ayrıca bir Kuran kursu bulunur üstelik diyanet destekli. Hem de öyle üstünkörü değil, teknoloji destekli; kursiyerlere ücretsiz elifba ve sesli, görüntülü, tecvid cdsi dağıtıyorlar. Şahane bir çalışma, söz etmişken bilhassa Diyaneti bu konuda tebrik edeyim şahsen.
İşte bu yüzden diyorum söylemleri su üstünde kalıyor, samimi değiller bu tür konularda diye tabi hepsi değil söylev siyasetçilerini kastediyorum.
AKP'nin din istismarı bu şekilde yapmacık, Kuran kursu vb girişimlerle kırılamaz.
1.02.2009
Değerler felsefesi (Aksiyoloji) ve sömürgeci siyaset
Sömürgeci siyasetin değerler felsefesiyle ilgisine değinmeden önce değerler felsefesinden (aksiyolojiden) biraz bahsedeyim:
Etik ve estetik olarak iki ayrılan aksiyolojide etik, insanların ahlaki değerlerini sorgularken neyin güzel olduğuyla da estetik ilgilenir. Etik; doğru hareketlere temel olacak değerlerle ilgilenip hayalgücü ve yaratıcılığa dayanan doğal ve sanatsal güzelliklerle ilgilenme işini estetiğe bırakır.
Neyin etik neyin estetik olduğunu açıklamanın güçlüğünden hareketle aksiyoloji; bireylerin davranışlarına temel oluşturan değerleri araştırır. Yani, insanın yaşamı boyunca vardığı bir çok kanının kaynağı olan değerler sistemiyle ilgilenir.
Yaşamın alınan kararlar ve bunların insanları iyi ve kötüyü ayırt etmesi için zorlaması sonucu insanlar iyi, kötü, ayıp, güzel, çirkin ve benzeri bir takım yargılara varırlar. Felsefenin bu yargıların kaynağındaki değerlerin nasıl oluştuğu, niteliği, sınıflaması ve insanlık ilişkisi üzerinde duran alanına aksiyoloji (değerler felsefesi) denir. Aksiyoloji (değerler felsefesi) insanın yapıp etmelerini ve bunların dayandığı ilke ve değerleri inceler.
Değerler felsefesi, ABD'nin özellikle kuzeydeki (Harvard, Columbia, Chicago,Delaware gibi) ülke siyaseti için önemli yerlere gelecek kişilerin ve teorilerin belirlendiği üniversitelerde verilen dersler arasında yer almakta. Örnek olarak ABD'nin yeni başkanı Barack Obama ve hatta ekibini de görebilirsiniz.
Sömürgeci siyaset, değerler felsefesenin daha çok etik yanıyla ilgilenir.
Sömürgeci siyasetin baş rolüne sahip ABD, tesir altına alacağı toplumlarda vakıflar ve çeşitli sivil toplum örgütleri aracılıyla anketler yaptırarak o toplumun değer kaynaklarını, değerlerin sabitliği-değişkenliğini, değişim aralıklarını, değiştiren etkenleri ortaya koyar ve izleyeceği politikalarda öncelikle bunları göz önüne alır.
Özellikle seçim kampanyası döneminde ve sonrasında Obamanın başkanlığı devraldıktan sonraki konuşmalarına ve beyanlarından bir ikisine bir göz atalım isterseniz. En başta geleni nedir? Guantanamonun kapatılması ardından mülümanlara yönelik "bizi düşman görmeyin" çağrısı. Ne kadar samimi değil mi? Peki daha evveline 9/11 e bir bakın. söylemler nasıldı? İslam, terörün kaynağıdır ve bu kaynağın beslendiği yer de bellidir: Afganistan. sonrası Irak. Sonuç hezimet! Sonrası ılımlı İslam vb söylemler.
Sömürgeci zihniyet artık doğrudan silah ve askeri güçle başarıya ulaşamayacağını anladığı günden beri değerler siyasetini kullanmaya yönelmiştir. Barack Obama devri bu siyasetin en ağırlıklı olarak uygulanıp hissettirileceği (sonuç olarak) bir dönemin başlangıcıdır. Toplumların mevcut değerleri üzerinde yapılan psikolojik harekâtlar istenen sonuçları vermemiştir. Çünkü toplumların değer kaynakları aynı kaldığından yapılan psikolojik harekatlar başarısızlığa uğramıştır. Bu sebeple toplumlarda mevcut değerlerin yavaş yavaş yıpratılmasıyla birlikte yeni dönemde değer kaynaklarının değiştirilmesi ve hatta mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Son senelerde milliyetçi, ulusalcı basında, ülkemizde başgösteren değer deformasyonu yüksek perdeden dile getirilmektedir. Milli devletlerin ortadan kaldırılması, sömürgeciliğin baş hedefidir ve bu hedefe ulaşmanın başında milli devletleri ayakta tutan değerlerin zihinlerden silinmesi gerekmektedir. Bunları dile getiren ülkemiz aydınları, yazarları, çizerleri, kendilerini liberal, demokrat tanımlayan bir takım yazar, çizer aydın(!) takımı tarafından milliyetçiliğin korku paranoyasına kapıldıkları gerekçesiyle eleştirilmekte hatta eleştiri bir tarafa bağnazlıkla suçlanmaktadırlar. Oysa bu tür suçlama ve eleştiride bulunan kişilerin asıl kendileri sömürgeciliğin telkinlerine ve oyunlarına yenik düşmüş durumdadır; sömürgecilerin hareket yasalarını kendilerine ölçü alma gafletine düşmüş bulunmaktalar.
Etik ve estetik olarak iki ayrılan aksiyolojide etik, insanların ahlaki değerlerini sorgularken neyin güzel olduğuyla da estetik ilgilenir. Etik; doğru hareketlere temel olacak değerlerle ilgilenip hayalgücü ve yaratıcılığa dayanan doğal ve sanatsal güzelliklerle ilgilenme işini estetiğe bırakır.
Neyin etik neyin estetik olduğunu açıklamanın güçlüğünden hareketle aksiyoloji; bireylerin davranışlarına temel oluşturan değerleri araştırır. Yani, insanın yaşamı boyunca vardığı bir çok kanının kaynağı olan değerler sistemiyle ilgilenir.
Yaşamın alınan kararlar ve bunların insanları iyi ve kötüyü ayırt etmesi için zorlaması sonucu insanlar iyi, kötü, ayıp, güzel, çirkin ve benzeri bir takım yargılara varırlar. Felsefenin bu yargıların kaynağındaki değerlerin nasıl oluştuğu, niteliği, sınıflaması ve insanlık ilişkisi üzerinde duran alanına aksiyoloji (değerler felsefesi) denir. Aksiyoloji (değerler felsefesi) insanın yapıp etmelerini ve bunların dayandığı ilke ve değerleri inceler.
- Değerlerin kaynağı var mı?
- Değerler içimizde mi, dışımızda mı?
- Objektif mi, subjektif mi?
- Sabit mi , değişken mi?
- Her dönem toplumlar için mutlak değerler var mı?
- Bu değerler toplumdan topluma, zamandan zamana değişim göstermekte mi?
Değerler felsefesi, ABD'nin özellikle kuzeydeki (Harvard, Columbia, Chicago,Delaware gibi) ülke siyaseti için önemli yerlere gelecek kişilerin ve teorilerin belirlendiği üniversitelerde verilen dersler arasında yer almakta. Örnek olarak ABD'nin yeni başkanı Barack Obama ve hatta ekibini de görebilirsiniz.
Sömürgeci siyaset, değerler felsefesenin daha çok etik yanıyla ilgilenir.
Sömürgeci siyasetin baş rolüne sahip ABD, tesir altına alacağı toplumlarda vakıflar ve çeşitli sivil toplum örgütleri aracılıyla anketler yaptırarak o toplumun değer kaynaklarını, değerlerin sabitliği-değişkenliğini, değişim aralıklarını, değiştiren etkenleri ortaya koyar ve izleyeceği politikalarda öncelikle bunları göz önüne alır.
Özellikle seçim kampanyası döneminde ve sonrasında Obamanın başkanlığı devraldıktan sonraki konuşmalarına ve beyanlarından bir ikisine bir göz atalım isterseniz. En başta geleni nedir? Guantanamonun kapatılması ardından mülümanlara yönelik "bizi düşman görmeyin" çağrısı. Ne kadar samimi değil mi? Peki daha evveline 9/11 e bir bakın. söylemler nasıldı? İslam, terörün kaynağıdır ve bu kaynağın beslendiği yer de bellidir: Afganistan. sonrası Irak. Sonuç hezimet! Sonrası ılımlı İslam vb söylemler.
Sömürgeci zihniyet artık doğrudan silah ve askeri güçle başarıya ulaşamayacağını anladığı günden beri değerler siyasetini kullanmaya yönelmiştir. Barack Obama devri bu siyasetin en ağırlıklı olarak uygulanıp hissettirileceği (sonuç olarak) bir dönemin başlangıcıdır. Toplumların mevcut değerleri üzerinde yapılan psikolojik harekâtlar istenen sonuçları vermemiştir. Çünkü toplumların değer kaynakları aynı kaldığından yapılan psikolojik harekatlar başarısızlığa uğramıştır. Bu sebeple toplumlarda mevcut değerlerin yavaş yavaş yıpratılmasıyla birlikte yeni dönemde değer kaynaklarının değiştirilmesi ve hatta mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Kant'ın görev ahlakı olarak adlandırılan anlayışı:Sömürgeci siyaset, uzun zamandır toplumların değerleri ile oynamaktadır ama artık sadece bu yeterli olmamaktadır. Bir topluma sömürgeci zihniyete karşı ayak direten değerlerin kaynağı ortadan kalkmadan bu değerlerin kolay kolay değişmeyeceği sonucuna varıldığından olsa gerek yeni dönem de taktik bellidir: dğerleri ayakta tutan kaynakları değiştirmek ve ortadan kaldırmak.
“Öyle hareket et ki, senin hareketlerinin yasası, aynı zamanda başkalarının hareketleri için bir ölçüt olsun.
Son senelerde milliyetçi, ulusalcı basında, ülkemizde başgösteren değer deformasyonu yüksek perdeden dile getirilmektedir. Milli devletlerin ortadan kaldırılması, sömürgeciliğin baş hedefidir ve bu hedefe ulaşmanın başında milli devletleri ayakta tutan değerlerin zihinlerden silinmesi gerekmektedir. Bunları dile getiren ülkemiz aydınları, yazarları, çizerleri, kendilerini liberal, demokrat tanımlayan bir takım yazar, çizer aydın(!) takımı tarafından milliyetçiliğin korku paranoyasına kapıldıkları gerekçesiyle eleştirilmekte hatta eleştiri bir tarafa bağnazlıkla suçlanmaktadırlar. Oysa bu tür suçlama ve eleştiride bulunan kişilerin asıl kendileri sömürgeciliğin telkinlerine ve oyunlarına yenik düşmüş durumdadır; sömürgecilerin hareket yasalarını kendilerine ölçü alma gafletine düşmüş bulunmaktalar.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
abd,
akparti,
barack obama,
değerler siyaseti,
emperyalizm,
memleket meselesi,
sömürgecilik
15.01.2009
Noldu AB, noldu demokrasi sevdanız?
Yazarın biri tutmuş mergenekon, gladyo davasından bahsederken miting düzenleyen (cumhuriyet mitingleri vb) insanları da bir tertibin içine sokmuş. İktidara muhalefet eden yazar, çizer, aydın, emekli subay kim varsa onlar da bir tertibin parçası yani psikolojik harekatın, kamuoyu oluşturmanın neferleri olarak sunuluyor malum bir takım basın ve yayın ortamlarında.(Belki içlerinde bu muhalefet rüzgarını art niyetlerine alet etmek emeli taşıyanlar da vardır, olmadığını inkar etmek salaklık olur)
Hani demokraside devlet politikasının şekillendirilmesinde bütün vatandaşların eşit söz hakkı vardı. Mitingler örgüt işi, muhalefet eden akademisyenler, yazar, çizer, vatandaş örgüt işi; hükümeti yıkmaya yönelik eylemleri gerçekleştirmek ve anayasal düzeni değiştirmek için ciddi emareler taşıyan eylemler ve kişiler. Meclisteki muhalefet laiklik takiyesi yapıyor! E be kardeşim, peki bu millet memnun olmadığı bir hükümete nasıl sesini duyuracak?
-Sandıkta!
Sandıkta ha? Peki sandıktaki şaibeler neyin nesi?
Hani demokraside devlet politikasının şekillendirilmesinde bütün vatandaşların eşit söz hakkı vardı. Mitingler örgüt işi, muhalefet eden akademisyenler, yazar, çizer, vatandaş örgüt işi; hükümeti yıkmaya yönelik eylemleri gerçekleştirmek ve anayasal düzeni değiştirmek için ciddi emareler taşıyan eylemler ve kişiler. Meclisteki muhalefet laiklik takiyesi yapıyor! E be kardeşim, peki bu millet memnun olmadığı bir hükümete nasıl sesini duyuracak?
-Sandıkta!
Sandıkta ha? Peki sandıktaki şaibeler neyin nesi?
- ADNS formları niye yokedildi?
- 5 milyon seçmen mi sandıktan çıktı sandık mı 5 milyon seçmenden?
- ADNS kayıtları niye seçim kütüklerine tercih edildi?
- Bağımsız yargının denetiminde olması gereken demokratik seçimler neden bürokrasiye teslim edildi?
- Dayakla insanların adaylıktan çektirildiği bir seçim ne kadar demokratiktir?
- Ülkenin özellikle güneydoğu ve doğu illerinde güvenlik sebebiyle siyasi partilerin miting dahi yapamadığı bölgeler söz konusu iken önümüzdeki seçimin demokratikliğinden nasıl söz edilebilir?
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
ab,
abd başkanlık seçimleri,
akparti,
demokrasi,
diktatorya,
seçim sandığı,
yargı
30.11.2008
Siyasetin çarşafa dolanması
Başlıkla, siyaset gündemi müsemma olmasa da bu namünasip tabir, CHP'nin katılım töreninde çarşaf giyinmiş hanımların partiye kabulünü temsilen takılan parti rozetine atıfla çirkin bir şekilde kullanılmakta.
Devrim yasalarına atıf yapılmakta ki; devrim yasalarında kadınların kılık kıyafetine yönelik hiçbir kısıtlama bulunmamaktadır.
Çarşaf giyilmesi; genellikle doğudaki Erzurum, Van, Ağrı gibi İran'la bir zamanlar sıkı ilişkilerin yaşandığı illerimizde baş göstermiş ve iç göçler sebebiyle ülke sathına yayılmış kültürel ve sosyolojik bir vakadır. Gençleri bilemem ama çarşaf giyen 50 ve üstü yaşlardaki hanımlara çarşafı çıkarın demek, dinin dön demek anlamına geleceği için kendileri açısından bir tabudur. Türban ve çarşaf konusu tamamen farklı iki konudur, kuşakların zihniyet farkı vardır ve gördüğüm anladığım kadarıyla yeni kuşaklarda çarşaf giyilmesinin sebebi mutaassıp (dikkat edin yine mütedeyyin-dindarlık değil) aile baskısıdır.
CHP İstanbul İl Başkanı, bu yaptıklarının bir açılım değil, olağan bir durum olduğunu ve yaklaşık göreve geldiği 16 aydır bu tür katılımların olduğunu ve fakat medya gündemine bunun artık ne sebeple ise yeni getirildiği söyleniyor. Ve CHP'ye katılan türbanlı, çarşaflı, başörtülü insanlar, rejimle bir sorunlarının olmadığını fakat zamanında siyasi tercih olarak AKPARTİ'yi seçmelerinin şimdi hata olduğunu ve bu yüzden CHP'yi tercih ettiklerini tvlerde ve basında dile getiriyorlar.
Bugün duyduğum bir yorum müthiş bir şekilde umut vâdediyordu: Bu tür çalışmaların ekranlara yansıması en azından görünüşe yönelik insanların önyargılarını ortadan kaldıracaktır. Yani her başörtülü, türbanlı,çarşaflı artık AKPARTİ'li olarak yaftalanamayacak, deniyordu.
Olması gereken de bence bu. Özellikle de kendine sosyal demokrat diyen bir parti kaynaklı bu tür çalışmaların kamuoyuna yansıması insanların din veya gelenek kaynaklı giyim tercihleri dikkate alınmadan katılımların dinin, istismarının ve istismarı düşünen sisyasi oluşumların önünü kapatacağını düşünüyorum. Giyim tercihleri farklı olanların siyaset yelpazesinin her alanında kendilerine yer bulabilmesi tercihleri istismardan çıkarıp sıradanlaştıracaktır görüşündeyim. Siyasette böyle durumların sıradanlaşması ve istismara elverişli bir halden çıkarılması kamu hizmeti alan/verenlerin örtünme sorununun da çözümünde bir aşama olabilir.
Devrim yasalarına atıf yapılmakta ki; devrim yasalarında kadınların kılık kıyafetine yönelik hiçbir kısıtlama bulunmamaktadır.
Çarşaf giyilmesi; genellikle doğudaki Erzurum, Van, Ağrı gibi İran'la bir zamanlar sıkı ilişkilerin yaşandığı illerimizde baş göstermiş ve iç göçler sebebiyle ülke sathına yayılmış kültürel ve sosyolojik bir vakadır. Gençleri bilemem ama çarşaf giyen 50 ve üstü yaşlardaki hanımlara çarşafı çıkarın demek, dinin dön demek anlamına geleceği için kendileri açısından bir tabudur. Türban ve çarşaf konusu tamamen farklı iki konudur, kuşakların zihniyet farkı vardır ve gördüğüm anladığım kadarıyla yeni kuşaklarda çarşaf giyilmesinin sebebi mutaassıp (dikkat edin yine mütedeyyin-dindarlık değil) aile baskısıdır.
CHP İstanbul İl Başkanı, bu yaptıklarının bir açılım değil, olağan bir durum olduğunu ve yaklaşık göreve geldiği 16 aydır bu tür katılımların olduğunu ve fakat medya gündemine bunun artık ne sebeple ise yeni getirildiği söyleniyor. Ve CHP'ye katılan türbanlı, çarşaflı, başörtülü insanlar, rejimle bir sorunlarının olmadığını fakat zamanında siyasi tercih olarak AKPARTİ'yi seçmelerinin şimdi hata olduğunu ve bu yüzden CHP'yi tercih ettiklerini tvlerde ve basında dile getiriyorlar.
Bugün duyduğum bir yorum müthiş bir şekilde umut vâdediyordu: Bu tür çalışmaların ekranlara yansıması en azından görünüşe yönelik insanların önyargılarını ortadan kaldıracaktır. Yani her başörtülü, türbanlı,çarşaflı artık AKPARTİ'li olarak yaftalanamayacak, deniyordu.
Olması gereken de bence bu. Özellikle de kendine sosyal demokrat diyen bir parti kaynaklı bu tür çalışmaların kamuoyuna yansıması insanların din veya gelenek kaynaklı giyim tercihleri dikkate alınmadan katılımların dinin, istismarının ve istismarı düşünen sisyasi oluşumların önünü kapatacağını düşünüyorum. Giyim tercihleri farklı olanların siyaset yelpazesinin her alanında kendilerine yer bulabilmesi tercihleri istismardan çıkarıp sıradanlaştıracaktır görüşündeyim. Siyasette böyle durumların sıradanlaşması ve istismara elverişli bir halden çıkarılması kamu hizmeti alan/verenlerin örtünme sorununun da çözümünde bir aşama olabilir.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
can sıkanlar,
chp,
çarşaf açılımı,
din istismarı,
memleket meselesi,
örtünme sorunu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

