Kısa dalga yayın

milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.03.2013

islam birliği

0 yorum

kurulması mümkün olmayacak bir şeydir.

muhammed peygamber sonrası dahi kurulamamışken islam ahalisi bu kadar mezhebe, tarikate bölünmüşken bunun peşinde koşan ütopyadan da öte bir şeyin peşinde koşmaktadır.

düşün ki peygamber eşi ile damadı bile iktidar için mücadele ediyor. muaviye tutuyor mızrakların ucuna kuran ayetleri yazılı yapraklar asarak halife ali'ye kafa tutuyor o zamanlarda, sen kalkmışsın 1400 yıl sonra islam birliği gazeli okuyorsun. peeeh!

bordo bereliler

0 yorum

vatanı ve milletinin huzuru için gönüllü olarak senelerce anasından, babasından, eşinden, çocuğundan, sıcak bir döşek, kalın bir yorgan, sofrasında sıcak yemekten feragat ederek; dağda çakal-it gibi yaşayıp, köylüsünden,memuruna, işçisine, doktoruna, mühendisine bu milletine hizmet eden sivil, silahsız evlatlarına kancıkça pusu kurup, kaçırıp katleden kancıklara-teröristlere dolaştıkları dağı taşı dar eden bu müstesna şahsiyetleri bir milletin mastürbasyon vesile görmek dağdakilerin kancıklığından daha alçakçadır ki en azından dağdaki terörist bile bir şeylerden feragat edebilme cesaretini göstermiştir.

her millette konforunu, huzurunu milleti için feda edecek bu tür kahramanlar yetişip bulunmadığı için bu milletin - en azından bir çoğunun - gurur ve şeref kaynaklarıdır.

bu kahramanları milletin mastürbasyon aracı görenlerin kendinden başka kimler için ne fedakarlıklar yaptığı merak konusu edilmelidir.

milli mücadelede bile kentlerdeki satılmışlar bir yana köylerde ileri gelenler çocuklarını askerden kaçırmak türlü tevir dalavereler çevrilmiş normal insanlar bir askere gitmektense dağa taşa çıkmayı yeğlemişlerdir, istiklal mahkemeleri en çok bu adi kaçak ve yağmacı kancıklarla uğraşmıştır.

bırakın milli mücadeleyi bu devirde bile emperyalist güçlerin askeri varlıklarının çoğunluğu paralı askerlerden, mahkumlardan, devşirmelerden, fakir, fukaradan ve sömürge halklarından oluşmaktadır.

işte bordo berelileri bunlardan ayırıp türk milleti için zirvede bir gurur kaynağı yapan husus; oturdukları masa başında veya bir karakolda görev yaparak maaşını almaktansa milletin refahı ve devletin bekası için yukarıda sayılanlardan gönüllü olarak feragat edebilme şeref ve cesaretini gösterebilme erdemine sahip olmalarıdır. bu şeref ve haysiyeti sergileme cesaretinden yoksun kancıklara da ancak bu yapılanı mastürbatif militarist bir eylem olarak nitelemek adiliği kalır.

26.03.2013

pkk bitince mhplilerin de bitecek olması

0 yorum

bazı kuş beyinsizlerin kafasında yer etmiş malca bir düşünce.

başbakan söylüyor, bakanları ardından tekrarlıyor yazarı çizeri de bunların ardına düşmüş papağan gibi tekrarladıkça milletin - hadi günümüzün moda tabiriyle halkın da- de diline yer ediyor. neymiş?

sanki mhp'nin varlık nedeni pkk terörüymüş de terör biterse mhp de bitermiş. la bi git çay koy!

mhp, cumhuriyetçi köylü millet partisi sonrası siyasal hayatta yer aldığı 1969'dan bu yana türk milleti nezdinde gördüğü teveccüh ile oylarını 2002 genel seçimlerine kadar artırarak gelmiştir.

12 ekim 1969 %3.02
14 ekim 1973 %3.38
5 haziran 1977 %6.42
24 aralık 1995 %8.18
17 nisan 1999 %17.98
3 kasım 2002 %8.35
22 temmuz 2007 %14.27
12 haziran 2011 %13.01

2002 seçimlerinde ise; içinde bulunduğu koalisyonun başına patlayan ekonomik krize rağmen %8,35 bir oran elde etmiştir. kriz ardından yapılan bu seçimde anap, saadet, dsp, bbp gibi partilerin tarih olmasına rağmen mhp türk milletinden yine teveccüh görmüştür.

ki bu dönemde, yani o zaman -koalisyonda olduğu dönemde - erken seçime gitmeyi göze aldığı zamanda pkk terör bitme noktasındayken bu oy oranını elde etmiştir.
jandarma genel komutanlığı'nın resmi rakamlarına göre; teröristbaşı öcalan'ın yakalandığı 1999'dan sonra terör örgütünün eylemleri ve dolayısıyla verdiğimiz şehit sayısında ciddi düşüş yaşandı.
(1999 öncesi ise felaket. 1999'da 236, 1998'de 383, 1997'de 518, 1996'da 608, 1995'te 772 personelimizi(asker/polis) şehit verdik.)
2000'de 29, 2001'de 20, 2002'de 7 personelimiz(asker/polis) şehit düştü.
yani 3 yılda 56 personelimiz şehit düştü.
ancak sonraki yıllarda şehit sayısı hep artış gösterdi.
2003 ile 2008 arasında, 6 yılda toplam 639 personelimiz şehit düştü. bir o kadar da sivil vatandaş şehit düştü. *
mhp'ye türk milletinin gösterdiği ilgi bilhassa sadece terörle alakalı değildir. pkk terörü bu ilginin sadece ufak bir kısmına sebep olmaktadır.

pkk biterse mhp'de biter yanılgısı, mhp'nin bu terörist eylemlere ve hükümetin terörizm karşısındaki çaresizliğine en büyük tepkiyi göstermesinden kaynaklanmakta ve bu nedenle de zavallı dimağlarda böyle çaresiz çağrışımlar yapmaktadır.

iktidar partisi ne kadar meydanlarda mhp'ye atıp tutsa da, mhp arkasındaki türk miletinin desteğini törpülemek, imaj kaybı oluşturmak için elinden geleni yapmakta ve neredeyse bütün siyasetini mhp politikalarına destek veren insanların üzerinden şekillendirmektedir.

bir insan çekinmediği, korkmadığı insanların beyanlarına, muhalefetteki bir siyasi partiye, eylemlerine neden tepki verir ve "bunlar pkkyla, bdpyle aynı safta, ergenekonla taraftarı, bunların yöneticileri uçkurlarına sahip çıkamıyorlar vs vs" paçoz ve mesnetsiz şuçlamalarla aşağılamaya çalışır? çünkü korkuyor.

mhp ve yöneticilerine, uçkuruna sahip olamayan kişiler der, kendi gider metres tutmuş, örtülü ödenekten kayırmış ve ondan çocuk aldırmış adnan menderes'in hem ahlaki hem siyasi mirasına sahip çıkar.

siyasi istikbalini mhp'nin, baykal'ın uçkuruna bağlamış siyasetçilerin sunabilecekleri en asil(?) siyasi argüman da ancak bu kadar olur: pkk biterse mhp de biter!

13.03.2013

objektif millet anlayışı

0 yorum

objektif anlayışa göre millet, birtakım objektif bağlar ile birbirine bağlanmış insanların oluşturduğu bir topluluktur.
bu bağlar maddî, yani elle tutulur, gözle görülür, kısacası beş duyuyla hissedilir niteliktedir. ırksal bağlar bu niteliktedir. zira, ırk, insanların gözle görülebilen objektif bir özelliğidir. dil bağı da objektif nitelikte bir bağdır. zira, dil insan seslerinden oluşmuştur. bu sesler dış dünyada algılanabilirler; yani maddî (objektif) niteliktedirler. din ise inanç ve ibadetten oluşur.

şüphesiz insanların inancı objektif nitelikte bir şey değildir. inanç psişik bir olgudur. bu nedenle, ilgili kişinin kendisi açıkça kendisinin hangi inançta olduğunu beyan etmedikçe, dinin inanç veçhesi beş duyumuzla algılanabilir bir şey değildir. ancak dinin ikinci veçhesi olan ibadet, tamamıyla objektif bir unsurdur. ibadet genellikle gözle görülen bir insan fiilidir. ibadet eden insanlar söz konusu olduğunda, ibadetin biçimine bakılarak kimin hangi dinden ve hatta yerine göre kimin hangi mezhepten olduğu söylenebilir.

eğer milleti oluşturan, insanları birbirine bağlayan bağ, din birliği veya belirli bir din içinde mezhep birliği ise ortada bir objektif millet anlayışı vardır. [ bağlantı]

27.02.2013

milliyetçilik

0 yorum

şimdi birileri çıkmış milliyetçilik ve üniter devlet 18. yüzyıl ideolojisiydi, eskidi artık gibisinden martavallar okuyorlar.

ne kadar eski olursa olsun bu savla karşı çıkılan bir ideolojinin daha iyi gidilecek diye anti-üniter fikir değişimiyle beraber nasıl yapısal çözülmeler sergilediği en yakın yugoslavya örneğinde görülmektedir. önce insanlara etnik aidiyetleri hatırlatılmış sonra dini aidiyetleri sonra dil farklılıkları ve şimdi paramparça, karmaşıklıklar içerisinde halkının birbirini yemeye 21.yy devam ettiği devletçikler ortaya çıkmıştır.

e bu malların savunduğu federalizmi sorsan orta asya steplerinde 1000 yıl öncesinde uygulanan bir siyasi yapılanma olduğunu bilmezler.

he tabi bir de osmanlıcılık hayranlığı var! sor bakayım o hikaye ne zaman başlamış da sona ermiş? 1400 lerde adı konmuş olup 1900 evvelinde tarihe karışmıştır.

federalizmin temeli çok bariz farklı kültür, medeniyet ,dil, din vb farklılıklara sahip topluluklar üzerinde bunların dışında bir gücün hükümranlığı en az masrafla sağlamasıdır.

günümüzde türkiye üzerinde yapılmak istenen de işte bu federalizme götürecek ayrılıkçı alt yapının taşlarını döşemektir.

şimdi bazı fikirlerin eskiliğine değil işlevselliğine bakacaksın.

mesela türkiye cumhuriyeti.
hem avrupanın demokrasisini alıp iktidarı bir hanedanlıktan seçilmişlere aktarmış hem de doğunun konfederalizmini alıp yerel yönetimleri teşkilatlandırmış (belediyeler, il genel meclisi gibi) ama bu yerel yönetimler ekonomik ve dış ilişkilerde işi sulandırmasın merkezle bağını koparmasın diye dış ekonomik ilişkilerini (borç alma, toprak ve işgücüne ilişkin ekonomik anlaşmalar yapma vs) merkez yönetimin iznine bağlamış veya kanunla sınırlamalar getirmiş diğer eylemlerinde (federe devletlerin aksine) merkezin atadığı valilere bunlar üzerinde idari vesayet yetkisi vermiştir. günümüzde bu vesayet ekonomik kanalda oldukça azalmıştır.ortak kültürler temelinde yükselmiş bir doğu batı medeniyet sentezi. şimdi ise dilinden, hayaline ayrıştırılmaya başlanan bir medeniyet enkazına dönmek üzere.

şunu da her zaman bu konularda dile getirdiğim gibi belirteyim: federal bir yapı bu yapı dışındaki toplumları sömürmediği sürece ayakta kalamaz. sömürgeci olmayan bir federalist yapı çökmeye mahkumdur.

22.01.2012

Hepimiz Ermeniyiz Demek Ne İşe Yarar?

0 yorum
Kısaca hemen söyleyeyim olumlu bir beklenti varsa hiç bir işe yaramaz.

"Hepimiz Ermeniyiz" demek Hrant Dink'in öldürülmesi meselesini toplumdan tecrit etmek için uydurulmuş bir kavramdır.
"Hepimiz Ermeniyiz" demek Dink'in öldürülmesi meselesini eğer ki bir memleket meselesiyse bu meseleden soyutlayıp etnik bir kimliğe büründürme ve Türk Milletini bu meseleye sırt dönmek zorunda bırakma çabasıdır.
Malatya'da kitapçı, Trabzon'da rahip Santoro İstanbul'da Hrant Dink... Bu cinayetler ne kadar etnik ve dini bir kisveye büründürülmeye çalışılsa da aslında birer memleket meselesidir ve bilhassa etnik ve dini yanları vurgulanarak, manipüle edilerek milletin bu meselelere duyarsız kalması, göz ardı etmesi sağlanmaya çalışılmaktadır ki zaten bu cinayetlerle yapılmak istenen de budur ve amaçlarına da bu şekilde ulaştırılmaktadır. Türkiyeyi, Türk Milletini birbirinden ayrıştırmak bu cinayetlerin asıl amacıdır.

Hrant Dink özelinde güya Hrant'ın arkadaşları tarafından dile getirilen "Hepimiz Ermeniyiz" sloganı "Hepimiz" kelimesiyle ne kadar birleştirici gibi görünse de bilakis ayrıştırıcı bir tutum sergilemektedir. Eğer Ermeni olursanız bu işi anlarsınız, bu acıyı paylaşırsınız şeklinde bir alt metinle toplum üzerinde propaganda yürütülmektedir.

Bir milletin tarihindeki yaralar bu şekilde kaşınmaktadır ve bir memleket meselesi için merhem aramak yerine insanlar etnik ırkçılık temelinde milleti yaralarını kaşımaya zorlanmaktadır. Türk Milleti Ermeni özelinde açılan yaralarına tuz basarak bu günlere gelmiş olmasına rağmen bu yaralar kaşınarak etnik bir siyaset izlenerek Hrant vb davalar açısından Türk milletinden duyarlılık beklemek asaletsizliktir, samimiyetsizliktir.
Hepimiz Hrant olabilir, bu meseleye böyle bakabiliriz.
Çünkü bu cinayetler ne milliyetçileri ne de müslümanları yukarılarda bir yere taşır aksine bunlarla Türk milleti üzerinde bir aşağılık kompleksi yaratılarak ve bazı kesimlerde de öç alma duygusu yaratılarak çeşitli operasyonlara yol açılmaktadır. İşte bu nedenledir ki etnik söylemlerle Türk milleti nezdinde bir duyarlılık oluşması  bu davalarda, cinayetlerde engellenmekte, duyarsızlığa zorlanmakta ve bu davalar psiko-etnik bir operasyon silahı olarak kullanılmaktadırlar.

21.03.2009

Misakçılar

0 yorum
... Bütün Avrupa ve hatta Amerika, Türkiye'yi işgal etmek için uğraşıyor, bunun için ekonomik ve toplumsal pek çok araç kullanıyorlar, bunun farkına da kimse varmıyor ha! Binmişsin bir ulusalcı-milliyetçi gemisine, gidiyorsun!.. Biriktirdiğin bütün bilgileri, bu anlayışa göre tasnif ederek ortaya koymuşsun. ortaya 'bu ülke batıyor' sonucu çıkmış... Metin, farkında değil misin son yıllarda bu ülkenin refah seviyesi ne kadar yükseldi? Bunda senin karşısında durduğun Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin adaylığı ne kadar etkili oldu bunu da göremiyor musun?
Belki yukarıdaki paragraftaki düşüncelere sahipsiniz belki de tam aksi! Hiç farketmez. Burada kitap tanıtma gibi bir alışkanlığım yok. Belki devamı gelir, daha önce okuduklarımı veya ileride okuyacaklarımı da buraya yazabilirim. Ama Misakçılar isimli bu kitap gerçekten paylaşmayı gerektirecek türden bir kitap.

31.10.2008

Benim Mustafa Kemal'im; sizin Atatürk'ünüz

0 yorum

* 21 Mayıs 2007 tarihinde hafif.org da yayınlanmıştır.


Yazım biraz uzun gelebilir, benim de yazdığım nadiren uzun yazılardan birisidir. Başından bir çok yerde okuduğunuz metinlere benzetebilirsiniz, aldanmayın.

Atatürk! Bu adın vurguladığı kişiyi bilmeyen yoktur heralde Türkiye'de. Kimilerimiz muhteşem önder, harika devlet adamı, büyük deha, muazzam askeri deha vb sıfatlarla kimleri de din düşmanı, alkolik asker, deccal vb şekilde -kendisini tanıyan bilenlerin asla ve asla ona reva görmediği- sıfatlarla anımsamaktadır, Türk Milleti'ni bir çoklarının hayal dahi edemediği, dünya milletlerine emsal bir atiye taşıyan bu kişiyi.

Birileri siyasi arenada halkı kendi tarafına çekebilmek, güç kazanmak ve bu gücü zamanı geldiğinde bir Osmanlı şillesi gibi laiklik(!) karşıtlarının suratına indirebilmek için Atatürk'ü ve Atatürkçülük'ü istismar ederken başka birileri de bu Atatürkçülük taraftarlarına karşı halk gücünü kendi ellerinde tutabilmek amacıyla halkın en hassas, en duyarlı olduğu din konusunu istismar etmektedir.

Bir mahallede veya bir toplulukta eğer birisi-birileri veya ailesi kötülenmek ve toplumdan soyutlanmak istenirse o kişinin adı öyle yada böyle, bir şekilde dillere pelesenk edilir. Atatürkçülük de tıpkı bu şekilde aynı din gibi toplumu bunlardan uzaklaştırmak adına her şeye alet edilmektedir.

Sadece bunlar mı? hayır!
Son 3-5 sene içerisinde bu kanalların dışında farklı bir yerde cevher olduğu kulaklarına fısıldanan sol cenah, Türk Milliyetçiliği'nin maneviyattan arındırılmış öğeleri kucağında bir ulusalcılık akımı peydah eder. Türk Milliyetçiliği; zaten gergin olan toplumsal durumu daha da gerginleştirmemek ve en ufak bir çığlıkta sokaklara dökülecek olan damardaki ateşli kanı milli menfaatler uğruna teskin etmek amacıyla soğutucuya kaldırmıştır öyle de bir soğutulmuştur ki artık çöl sıcağında dahi damla kıpırdamaz hale getirilmiştir.
Değişim kaçınılmazdır! Ülkedeki konjöktürel yapı gereği birşeyler epey yıpranmıştır; Atatürkçülük etimolojik olarak eskidiğinden yerini daha afilli olan Kemalizm, Milli Görüş veya Dincilik yorulduğundan yerini Ilımlı İslamcılık almıştır.
Eskidiği düşünülerek adların değişitirilmesiyle bir heyecan katılan görüşler aynı fikriyatta devam etmektedir. AB'ye uyum yasaları çerçevesinde, BOP çerçevesinde Atatürkçülük'ün bir kaç oku kırılmış diğerlerinin de kavisi arttırıldığından kırılmasına pek gerek kalmamıştır.

Yok yok, aslında ben saçmalıyorum. Mümkün değil böyle şeyler bu ülkede: Baksanıza! yirmi dokuz ekimlere, yirmi üç nisanlara, on dokuz mayıslara, on kasımlara, otuz ağustoslara. Parti liderleri, devlet görevlileri ekranlarda bangır bangır Atatürk'ten söz ediyorlar, inkılaplarından (devrimlerinden) söz ediyorlar, milletimiz için neler yaptığını anlatıyorlar. Koca koca aydın(!) gazetecilerle dolu ulusal gazetelerimizin köşelerinden, gazetelerin manşetlerinden Atatürk ve fikirleri akıyor. Çarşaf çarşaf Atatürk posterleri, ekleri veriyorlar. TV kanalları; "prime time"da ana haberlerde başlayıp ertesi sabahın ikisine üçüne kadar "anchorman" lerinin liderliğinde Atatürk ve Cumhuriyet ve Laiklik yayınları yapıyor, karşıtlarına bot bağları sallanarak gözdağı veriliyordu. Tabi demokrasi de bunları gerektiriyordu.
Hele bunlar ne ki? Atatürk'ün fikirlerinden öte Samsun çıkarmasında yattığı yorgan bile camekanda saklanmakta. Savarona yatı, bandırma vapuru dekore edilmekte. Modacılarımız(!), top model mankenlerimize Atatürk ve Cumhuriyet konseptli tasarımlarını giydirip podyumlarda boy göstermekte en Atatürkçü modacıyım kabilinden.
Bunlar daha hiç bir şey. Ilımlı İslamcı partimize göz dağı vermek sebebiyle düzenlenen o dev mitingler, bunlara bişey diyebilir miyim? Hayır. Evet, derim. Laiklik elden gidiyor, mollalar devletin başını ele geçiriyor diye ortaya çıkan; ilk mitingden sonra ulusal bir hareketten çok ana muhalefet partisinin çaktırmadan bir hassasiyeti kendi leyhine çevirmesi kurnazlığı, Londra'da bölücü terör örgütünün finanse ettiği toplantıda konser verip ardından bizim mitinglere sazının ve sesinin teliyle destek veren münevver(!) şahsiyetin konseri, bunlar mükemmel şeyler değil mi?

Bu olayların cereyanı esnasında bir isim bangır bangır gençliğe; bıraktığı eserlerde nelerle karşılaşacağı bunlara karşı neler yapmaları gerektiğini haykırmıştır ama nafile! Çünkü onun yerine haykırdıklarını söyleyerek, avazları çıktığı kadar adını yırtınanların içi boş haykırışları altında kalmıştır kendi sesi. Yorulmuştur; emperyalizm, kapitalizm ve yobazlık içindeki bu tellalların arasında.

Artık zamanı geçeli çok oldu ama birilerinin bu sese; Selanikli-zamanının evkaf katiplerinden- Ali Rıza Bey oğlu Kemal'e, tedrisat esnasında kazanılan "Mustafa" ile Mustafa Kemal'e, bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna önderlik eden Gazi Mustafa Kemal'e cevap vermesi gerekiyor!

28.06.2008

Milliyetçilik nasıl sürdürülür?

0 yorum
Vaki sadece siyasetle olamayacağı yönündedir.Arslan Bulut, bu konuda özetle bir şeyler söylemiş:
Türk milliyetçiliği iddiasıyla ortaya çıkmış insanlarımıza baktığımızda genellikle orta ve dar gelirli gruplardan geldiğini görürüz. Oysa Batı Avrupa ülkelerinde milliyetçilik, bizim solcularımızın eskiden çok sık belirttiği gibi burjuva ideolojisidir.
Türkçesi, Batı Avrupa’da milliyetçiliği zenginler besler! Çünkü milli pazar onlarındır. Milli pazarın korunması, kendilerinin de korunmasıdır.
Türkiye’de ise milli mücadele, fakir milletin büyük fedakârlığıyla gerçekleştiği için burjuva sınıfı sonradan oluşturulmak istendi.
Bunların hiçbiri milli kültür endüstrisini desteklemedi! Aksine, Batı kültürünü yerleştirmek için trilyonlar harcadılar.
İnsanlarımız zenginleştikçe, kuruluş felsefesinden, milli kültür ve milli hedeflerden koptu.
Milleti ve devleti ayakta tutmak yine orta sınıfların ve dar gelirlilerin görevi oldu.

* * *
Siyasal milliyetçiler, ekonomik bir atılım yapamadı, dolayısıyla güç sahibi olamadı. Güç sahibi olamadıkları için de medyaya hemen hemen giremediler, siyaseti yönlendiremediler; son dönemdeki birkaç çaba dışında, kültür endüstrisinde, sinemada, müzikte, edebiyatta zayıf kaldılar!
Bunlar da milletin maneviyatını, düşünce yapısını, kültürel yapısını oluşturan unsurlardır.
Türk Milliyetçileri, çizgi filmden oyuncak sektörüne kadar bütün alanlarda bir milli kültür endüstrisi oluşturabilse, o zaman beyinlerde oluşturulmak istenen duvarları yıkar ve sadece Türkiye’nin değil, Türk Dünyası’nın birbiriyle kaynaşmasını da sağlar.
Ben konunun basın kısmındayım. Siyasi olarak ortada bazı milliyetçi hassasiyetleri korumasına rağmen MHP de dahil herhangi bir siyasi oluşum göremiyorum milliyetçilik bağlamında.

Devam etmeden önce Cengiz SEMERCİ'nin 30.06.2008 tarihli yazısından bir alıntı:


Oyuncakçı dükkanı
Geçen gün bir arkadaşım elinde bir oyuncakla çıktı geldi, iki tane serçe bir taşın üzerine tünemiş, düğmesine basınca başlıyorlar ötmeye.
Öterken kafalarını sağa sola çevirip kanatlarını da açıyor kuşlar.
Nasıl sinir bozucu bir oyuncak anlatamam.
Arkadaşımızın 1,5 yaşındaki kızı ilgilenince almış oyuncağı, tabii çocuğun ilgisi 3 dakika sürdü, biz yarım saat kurcaladık o ayrı...
Çocuğun evi zaten oyuncak dolu.
Ve geçenlerde yine aynı yavrucağa oyuncak almak için bir oyuncakçı dükkanına girdiğimizde fark ettim ki Türkiye’de satılan oyuncakların neredeyse hiçbiri Türkçe konuşmuyor.
Mesela telefonlar var, düğmelerine basınca numarayı da söylüyor; one, two, three diye...
Çiftlik hayvanları var sonra, resmine basınca hepsi kendi adını haykırıyor; cow, pig, horse...
Bütün bebekler, mammy-daddy diye ağlıyor...
Ayılar, köpekler, filler, timsahlar İngilizce konuşuyor.
Çocuk şarkıları Fransızca...
Türkçe konuşan bir oyuncak yok mu dedim.
İnanmayacaksınız koca dükkanda ilaç niyetine bir tane bulamadılar.
Çin malı oyuncaklar karşısında iflas bayrağını çekeli çok olmuş çünkü Türk oyuncakçılığının.
Fatoş Oyuncakçılık bile kapanmış.
Çin’den üçe beşe, zehirli zehirsiz ne gelirse artık onunla oynuyor bizim çocuklar.
Elin Fransız’ının, İngiliz’inin Türkçe konuşan oyuncak yapacak hali de olmayacağına göre...
Zaten dünyada oyuncağa en az para harcayan Türk çocuklarıymış, Afrikalılar’dan sonra.
Bir Japon çocuğun yıllık oyuncak harcamasını Türkiye’de 60 çocuk ancak yapabiliyor.
Modern şehirli anneler çocuğumuz hiç değilse bir-iki kelime İngilizce öğreniyor diye şikayetçi değil durumdan...
Peki çocukları kendi dilinde oyuncakla oynayamayan bir başka ülke var mıdır dünyada?..

Ne yazık ki ülkemiz küresel bir sermaye yapısına ulaşamamıştır. Bu nedenledir ki bu durumda da doğal olarak milliyetçi bir sermaye de oluşamamıştır.


Bir fikrin propagandası içinde gerekli olan en büyük destek maddi destektir. Ne kadar gönüllü olursa olsun maddi destek olmadığı sürece fikirler beyinlerde kalır ve fiiliyata geçemez. Çünkü firilerin yayılması ve fiiliyata geçebilmesi için geniş kitlelere yayılması ve kabul görmesi gerekmektedir.

2002 seçimlerinde bu kendini açıkça ortaya koymuştur. Ağır bir ekonomik çöküntüye maruz kalan koalisyon hükümeti, iktidar olduğu süre boyunca; Ecevit'in aşırı muhafazakar, Bahçeli'nin herhangi bir sosyal ve siyasi soruna sebep olmamak adına durağan ve Yılmaz'ın umursamaz ve fırsatçı bekleyişi ile aralarında birlik sağlanamamış ve kriz sonrasında da kendilerine destek verecek bir sermaye olmamıştır. Yabancı/uluslararası sermaye, ülkede gerçekleştirmek istedikleri için koalisyon hükümetinin izin vermeyeceğini anlayınca onları devirmek için tek silah olan parayı devreye sokmuş, çıkan krizin ardından da gizli saklı söz aldıkları AKP'yi iktidara getirebilmek amacıyla da propagandaya başlamıştır.

Vakıa her iktidar kendi sermayesini oluşturur. Bunun tersi mümkün olmamakla birlikle koalisyon hükümeti kendini destekleyecek milli bir sermayeyi oluşturamamak/sahip çıkamamakla birlikte koalisyonun sonunu hazırlamıştır.

Ülke siyasetine tesir edecek milli sermaye bulunmamakla birlikte, ülke siyaseti halen daha uluslararası sermayenin hegamonyasındadır.
Konuyu daha fazla uzatmadan sadete geleyim:
Ülkemizde milliyetçi fikirlerin yayılması için, mevcut milliyetçi yayınlara sağdan soldan olsun farketmemekle birlikte destek vermek gerektiği düşüncesindeyim. Halkımız doğrudan uluslararası sermaye tesirindeki medyanın propagandasına maruz kalmaktadır. Türk Milletinin gözünü açabilmek için gerçekleri haykıran, milli değerleri esas almış, inançlar karşısında saygılı medya organlarının desteklenmesi gerekmektedir. Ülkemizde çerez yazılarla haber yayınlayan ve bir bulvar gazetesi olan bir gazete 650.000 satmakta ve bunun okuyucusu kahveler vb sosyal ortamlarla yaklaşık 2 milyonu bulmakta.

Oysa milliyetçi hassasiyetlerle yazan bir gazete; Yeniçağ, arkasında büyük bir sermaye grubu olmamasına rağmen, özveri ve okuyucuların desteğiyle bağımsız, iktidara yalanmadan, bir siyasi partinini hegamonyasına girmeden yayın hayatına devam etmekte ve birileri gibi halka "Cumhuriyet elden gidiyor" siye sızlanıp smsle, bağışla toplayıp da iç etmek gibi bir düşünceye meyil etmemekle birlikte Türk milletinden sadece, fikirlerin neşredildiği gazeteyi alarak destek vermelerini ve gazetenin okunmasını yaygınlaştırmalarını beklemektedir.

Madem bu fikirlerin ardında duran bir sermaye yok o halde Türk milleti olarak bize düşen bu neşriyatlara elimizden geldiğince destek çıkmaktır.