Kısa dalga yayın
recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
recep tayyip erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22.03.2013
recep tayyip erdoğan
yaptığı pkk açılımı ile ilgili çok cesur adım attı diyorlar.
kardeşim şunu hala anlamıyorsunuz, bu adımları, bilerek, isteyerek, cesaret göstergesi olarak atmadı. koltukta kalabilmek adına zorunlu olarak attı.
bugün o övündüğünüz duble yolların, herkesin altında otomobiller olmasının, refah balonunun falan bedeli budur işte.
yunanistan gibi üretmeden körfez sermayesinden yiyoruz hibeyle. ola ki bu gerçekleştirilienler olmasaydı işte asıl o zaman yunanistan'a dönecektiniz ki bu da bağımsızlık yerine refahı göze aldığınızın göstergesidir haramzade güruhu sizi.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
can sıkanlar,
ek$isözlük,
ekonomi politikaları,
recep tayyip erdoğan
20.02.2013
recep tayyip erdoğan
dünyanın en akıllı insanından kendisine verilen bir ayar şu şekildedir:
"bir siyasetçinin zamanı çok olursa aklına türlü çeşit fetbazlık gelebilir. bu nedenle ‘ona da bir dahaki dönem bakarız artık’ cümlesini kurmasına izin verilmemelidir politikacıların. vay efendim çıraklık dönemi, yok efendim kalfalık dönemi, aman efendim ustalık dönemi gibi ifadelerle hatalarını hoş gösterme girişimleri komik olur ki bu da ‘usta değilsen yönetme kardeşim’ duvarına çarpmaları neticesinde akıllanmaları anlamına gelir."
"bir siyasetçinin zamanı çok olursa aklına türlü çeşit fetbazlık gelebilir. bu nedenle ‘ona da bir dahaki dönem bakarız artık’ cümlesini kurmasına izin verilmemelidir politikacıların. vay efendim çıraklık dönemi, yok efendim kalfalık dönemi, aman efendim ustalık dönemi gibi ifadelerle hatalarını hoş gösterme girişimleri komik olur ki bu da ‘usta değilsen yönetme kardeşim’ duvarına çarpmaları neticesinde akıllanmaları anlamına gelir."
6.01.2013
ak parti iktidarında özgürlüklerin genişlemesi
o kadar genişlemiştir ki rüyalarıma kadar girmiştir.
ulan bir kamu çalışanı olarak başbakanı rüyamda bile yüzüne karşı eleştiremiyorum.
ulan bir kamu çalışanı olarak başbakanı rüyamda bile yüzüne karşı eleştiremiyorum.
kamu çalışanının başbakanı rüyasında görmesi
gece yarısı uyumadan önce mantı yemenin bir tesiri olabileceği gibi bu soğuklarda duvara dönük kıçınızın açıkta kalmış olması anlamına da gelebilir.
neye yorulursa yorulsun anlatmak isterim:
başbakan valiliği ziyarete gelmiş, ben de mihmandarlık yapıyorum. kapıda misafirleri uğurluyoruz. makam aracı sırayla misafirleri götürüp dönüyor ama bir türlü başbakanı götürmüyor. en son misafir gittikten sonra valilik kapısında; solda ben, yanımda başbakan onun sağında da eşi duruyor.
başbakan bana dönüyor ben ona, bir süre birbirimize bakıyoruz, bir daha bir daha. onun bana söyleyecekleri var, yüz ifadesinden belli benim de var ama benim daha çok.
tereddüt ediyorum; ulan şimdi adamı eleştirsem, iyi günü mü kötü günü mü? alttan alır mı sürgün mü eder, daha çocuk yaşını almadı, ortalık kar kış, kıyamet. eleştiren muhalefet eden, yazarın askerin sonu belli, silivri.
haydi ya bismillah, diyorum içimden. biraz ıkınıyorum sıkılıyorum ve sonunda:
-nasılsınız, sayın başbakanım, diyebiliyorum sadece öncesinde dile dökülecek cümlelerin boğazını sıkarak. o da :
-hamdolsun! yenge hanım, çocuk nasıllar? diye soruveriyor sıkılgan bir şekilde ve bizim çocuğun ağlamasına uyanıyorum.
neye yorulursa yorulsun anlatmak isterim:
başbakan valiliği ziyarete gelmiş, ben de mihmandarlık yapıyorum. kapıda misafirleri uğurluyoruz. makam aracı sırayla misafirleri götürüp dönüyor ama bir türlü başbakanı götürmüyor. en son misafir gittikten sonra valilik kapısında; solda ben, yanımda başbakan onun sağında da eşi duruyor.
başbakan bana dönüyor ben ona, bir süre birbirimize bakıyoruz, bir daha bir daha. onun bana söyleyecekleri var, yüz ifadesinden belli benim de var ama benim daha çok.
tereddüt ediyorum; ulan şimdi adamı eleştirsem, iyi günü mü kötü günü mü? alttan alır mı sürgün mü eder, daha çocuk yaşını almadı, ortalık kar kış, kıyamet. eleştiren muhalefet eden, yazarın askerin sonu belli, silivri.
haydi ya bismillah, diyorum içimden. biraz ıkınıyorum sıkılıyorum ve sonunda:
-nasılsınız, sayın başbakanım, diyebiliyorum sadece öncesinde dile dökülecek cümlelerin boğazını sıkarak. o da :
-hamdolsun! yenge hanım, çocuk nasıllar? diye soruveriyor sıkılgan bir şekilde ve bizim çocuğun ağlamasına uyanıyorum.
16.08.2010
Recep Tayyip Erdoğan ve Kripto Yahudilik
Malumunuz Başbakanın miting için gittiği-gideceği şehrin caddelerin ilan panolarında Başbakanın fotoğrafının bulunduğu afişler yer almakta. Bu afişlerde genelde Başbakanın sağ eli, sol göğsünde bir selam ile poz verdiği fotoğraflar yer almakta. Çocukluğumdan beri bu selamı derviş selamı olarak bilirim (Gencebay Orhan da sık sık berhudar ol diyerek bu selamı kullanır) Eminim ki bir çoğunuz da öyle bilirsiniz fakat nadir bir Hacı Bektaş minyatüründen başka bu selama hiç ratslamadım bu zaman kadar.
odatv.com da yer alan bir yazıdan sonra aklıma bazı şüpheler düştü. Yazıdan bu selamlama ile ilgili kısmı aktarıyorum: (Bknz. Bülbülderesi ve süleyman Mabedi)
odatv.com da yer alan bir yazıdan sonra aklıma bazı şüpheler düştü. Yazıdan bu selamlama ile ilgili kısmı aktarıyorum: (Bknz. Bülbülderesi ve süleyman Mabedi)
Şimdi Başbakanın Amerikan Yahudi Kongresinden Ocak 2004 te aldığı Cesaret madalyası ve ADL'den aldığı, zamanında soykırımlar esnasında Sefarad Yahudilerine kucak açılması vesilesiyle verilen Cesaret madalyalarını göz önüne alınca bu kripto yahudilik meselesi ister istemez insanın aklına bir soru getiriyor: Acaba başbakan kripto yahudi mi? Artık ne hikmetse üzerinden neredeyse asır geçmiş olayların cesaret ödülünün Başbakana verilmesi ve zamanlamaları dikkat çekici değil mi şimdi? Ama yok ya olur mu öyle şey, Başbakan yahudiymiş. Hadi ordan be, mukayyet ol aklına...
Mt. Carmel Katolik Mezarlığındaki Kripto Yahudilere ait Mezarlar - Chigaco
Ve Tanrı ona dedi. Şimdi “Elini koynuna koy”. Tevrat- Çıkış Bap:4/6Konversoların Mezartaşlarındaki Gizli Sembolleri – Devrik Haç, Çerçeveli Fotoğraflar, Elin Koynuna Uzatılması, Akasya motifleri ve Obelisklerdir.Sağ Elin Koynuna uzatılması, İspanya, Portekiz ve İtalya’da 1492-1940 konverso dönme (Kripto) Yahudiler’in birbirlerini tanımak için resimlerinde ve mezartaşlarında kullandıkları gizli bir işaretti.
29.04.2009
Bir kez daha tebrikler
Başbakanı bir vatandaş olarak tebrik ve takdir ediyorum. Partisinden seçilen ilçe belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıda başkanlara yaptığı bir uyarıyı çok takdir ettim: Belediyece yaptığınız şenlik ve festivallere son verip, fakir fukaraya yardıma bakın.
Arasıra bizlere de keyif veren, "Ulan helal olsun, bu adam da memlekette sadece tüccarların, tuzu kuruların yaşamadığını biliyor" dedirten söylemlerde bulunabiliyor.
Sonuna kadar haklı! Ulan senin etin ne budun ne ki senelerdir şenlikler, festivaller düzenleyip şarkıcı türkücü takımına, organizatörlere binlerce lira para ödüyorsun hele ki şu kriz döneminde dikkat edilmesi gereken bir husus. Hayır tutup da yabancı turist potansiyelini arttırabilecek, yerel değerlerle bezeli küresel bir şey becerseler, yerel ekonomiye faydaları olur da eyvallah dersin ama neeerde!
Arasıra bizlere de keyif veren, "Ulan helal olsun, bu adam da memlekette sadece tüccarların, tuzu kuruların yaşamadığını biliyor" dedirten söylemlerde bulunabiliyor.
Sonuna kadar haklı! Ulan senin etin ne budun ne ki senelerdir şenlikler, festivaller düzenleyip şarkıcı türkücü takımına, organizatörlere binlerce lira para ödüyorsun hele ki şu kriz döneminde dikkat edilmesi gereken bir husus. Hayır tutup da yabancı turist potansiyelini arttırabilecek, yerel değerlerle bezeli küresel bir şey becerseler, yerel ekonomiye faydaları olur da eyvallah dersin ama neeerde!
20.02.2009
Akparti miting kalabalığı nasıl toplanıyor?
Pek de zor olmuyormuş.
Soğuk ve sağanak yağmur altında insanların neden ve ne tür bir sevgiyle bir araya gelerek Başbakanı dinlediklerine anlam veremiyordum. Ta ki bugün burada (Sakarya'da) yapılan mitingde toplanan kalabalığın iç yüzünü öğrenene kadar. Bunu birinci ağızdan dinledim desem yeridir, malumunuz o saatlerde iş başında olduğumdan yerinde doğrulama olanağım olmadı.
Mitingin yapıldığı kent meydanıyla, merkez ve büyükşehir belediyeleri kıç kıça desem yeridir. Ne alakası mı var?
Anlatayım. Merkez belediyeye işi düşen birisi, miting saatlerinde belediye kimse(?) bulunmadığından işini halledemediğinden bahsetti. Sebebini sorunca; belediye çalışanları (merkez ve büyükşehir), belediyede dışarından hizmet alımıyla (temizlik işinde) çalıştırılan şirket elemanlarına izin verilmiş mitinge katılmaları için. Daha sonra akşam saatlerinde mitinge yakın binada bulunup gözleyen kişilerden edindiğim izlenim de bu durumu onaylar nitelikteydi: Mavi önlüklü kişilerin kalabalıkta göze çarptığı söylendi.
Valla ben ilk defa duydum böyle bir şeyi o yüzden dile getiriyorum. Kamu hizmetinde bulunan kişileri işlerinin başından, sırf mitinge katılmaları için ayırmak parti teşkilatının işgüzarlığıdır artık. Ha bu arada belirteyim, akparti olmadığı bilenenlere de mitinge katılmak zorunda olmadıklarını isterseler katılmayabileceklerini söylemişler.
Ayrca miting sonrasında gördüğüm, dağılan kalabalıkta bebekleri kucağında hanımlar ve beli bükük teyzeleri o yağmurda sırılsıklam görünce içim sızladı. Umarım belediye ve vakıf yardımından faydalanan insanlar zorlamayla o soğukta, yağmurda o meydanda tutulmamışlardır.
Nebilim, adamlara etik geliyorsa diyecek birşey yok. Sonuçta parti teşkilatının çalışkanlığını ispatlaması lazım genel başkanlarına.
güncelleme : 10.03.2009
Soğuk ve sağanak yağmur altında insanların neden ve ne tür bir sevgiyle bir araya gelerek Başbakanı dinlediklerine anlam veremiyordum. Ta ki bugün burada (Sakarya'da) yapılan mitingde toplanan kalabalığın iç yüzünü öğrenene kadar. Bunu birinci ağızdan dinledim desem yeridir, malumunuz o saatlerde iş başında olduğumdan yerinde doğrulama olanağım olmadı.
Mitingin yapıldığı kent meydanıyla, merkez ve büyükşehir belediyeleri kıç kıça desem yeridir. Ne alakası mı var?
Anlatayım. Merkez belediyeye işi düşen birisi, miting saatlerinde belediye kimse(?) bulunmadığından işini halledemediğinden bahsetti. Sebebini sorunca; belediye çalışanları (merkez ve büyükşehir), belediyede dışarından hizmet alımıyla (temizlik işinde) çalıştırılan şirket elemanlarına izin verilmiş mitinge katılmaları için. Daha sonra akşam saatlerinde mitinge yakın binada bulunup gözleyen kişilerden edindiğim izlenim de bu durumu onaylar nitelikteydi: Mavi önlüklü kişilerin kalabalıkta göze çarptığı söylendi.
Valla ben ilk defa duydum böyle bir şeyi o yüzden dile getiriyorum. Kamu hizmetinde bulunan kişileri işlerinin başından, sırf mitinge katılmaları için ayırmak parti teşkilatının işgüzarlığıdır artık. Ha bu arada belirteyim, akparti olmadığı bilenenlere de mitinge katılmak zorunda olmadıklarını isterseler katılmayabileceklerini söylemişler.
Ayrca miting sonrasında gördüğüm, dağılan kalabalıkta bebekleri kucağında hanımlar ve beli bükük teyzeleri o yağmurda sırılsıklam görünce içim sızladı. Umarım belediye ve vakıf yardımından faydalanan insanlar zorlamayla o soğukta, yağmurda o meydanda tutulmamışlardır.
Nebilim, adamlara etik geliyorsa diyecek birşey yok. Sonuçta parti teşkilatının çalışkanlığını ispatlaması lazım genel başkanlarına.
güncelleme : 10.03.2009
Hafta sonu bir başsağlığı sebebiyle memleketim Rize’nin merkezindeydim.
İşsizlik, yokluk ve sefalet bağlamında burnundan soluyan hemşerilerimin Tayyip Erdoğan’ın il merkezinde yaptığı mitinge katılım bağlamında anlattıklarını dinledim... İşte özeti:
-Erdoğan’ın mitingi için on gün önceden AKP teşkilatları, belediye başkanları açıktan, Çaykur ve benzeri kamu kurum ve görevlileri örtülü olarak seferber oldular.
-Çaykur’un onlarca fabrikasında çalışan binlerce mensubundan mitinge katılmaları talep edildi.
-Diğer kamu kurumları ile AKP’li belediye çalışanlarına da aynı baskılar yapıldı.
-Bütün ilçelerle, onlara bağlı olan merkezi köylere minibüs ve otobüsler tahsis edildi.
-Miting öncesinde pek çok kamu kurumuna personel ve Çaykur’a işçi alınacağı söylentileri dillendirildi.
-Mitinge gelen Çaykur’a girer teması işlendi.
-Muhtarlar ve AKP yöneticileri tarafından işe alınacaklar için listeler yapılacağı şayiaları fısıldandı.
-Bütün bu söylentilerden hareketle insanlar “acaba” diyerek ayaklarına gelen minibüs ve otobüslere atlayıp Rize merkezindeki alana gittiler.
-Yol boyu izzet ikram da şahaneydi. Hazırlanan sandviç ve ayranlar ikişer ikişer dağıtıldı.
Bitmedi, en dramatik olanını sona sakladım.
Birebir bir teyit ettirdim ki imam hatip okullarının yan sokaklarına otobüsler çekilip gencecik çocuklar mitinge götürüldü.*
30.01.2009
Tebrikler Başbakanım. Tam yeri, tam zamanıydı ama...
Başbakanın Davos'taki oturumda sergilediği tavır ve davranış, tam yerinde ve tam zamanındaydı. Doğru yerde, doğru zamanda tabiri için iyi bir örnek bence.
"Yiğidi öldür, hakkı yeme", demiş atalarımız. Akpartiyi, Erdoğan'ı eleştiriyorum elbette, bir çok poltikaları bana yanlış geliyor. Ama bu konuda bir vatandaş olarak, Başbakan'a tam destek veriyorum.
Yok diplomatik skandalmış, uluslararası krizmiş, bunları diyenler bence halt etmiş. Putin, Bush'u yakalarsam taşşaklarından asarım diyor ama hala kolkola uzay çalışmalarında ABD-Rusya işbirliğine devam ediliyor. O yüzden diplomatik kriz mriz muhabbetleri iç siyaset konusu olmuştur. Türkiye'nin uluslararası duruşundaki doğru adımlar iç siyaset vesilesiyle harcanmamalı. Aynı olayı Erdoğan da yapıyor; açıklamalarında ne kadar da partiyi, seçimleri dikkate almadan Başbakan olarak konuştuğunu dile getirse de ülkeye dönüşü sonrası yaptığı açıklamalar ortaya çıkan hamasi rüzgarı kaçırmama arzusuna kapıldığını gösteriyor. Oysa ki o oturum esnasındaki tavrı çok samimi ve ciddiydi. İş nasıl içeride siyasete döndü, olay seyrinden çıktı.
Vıcığını da çıkarmamak lazım; Osmanlı geri dönüyor vb absürd söylemler de o kadar saçma. Sen üretim ve finans yapısı olarak belini doğrultup, makineyi rayına oturtmadıktan sonra Attila gibi bir cengaveri de bu ülkenin başına getirsen bu devirde bir halt olmaz.
Gönül isterdi ki bu şahane hareketin ardından imzalanmış bir kaç sözleşmenin iptal edildiğini falan görsek.Mesela Hugo Chavez'in yaptığı gibi bir hareket ne şahane olurdu. Ama küreselleşme ülke menfaatlerini dünya ile o kadar girift bir hale getirmiş ki birbirine eklem bağı olmayan ülke yok neredeyse. Bu tür eylemler beklemek, bu devirde ütopik bir bekleyiş bence. Fiilen ütopik beklentilere girmektense en azından tam yerinde gösterilen bir tepkinin arkasında durulmalı Türkiye Cumhuriyeti adına.
"Yiğidi öldür, hakkı yeme", demiş atalarımız. Akpartiyi, Erdoğan'ı eleştiriyorum elbette, bir çok poltikaları bana yanlış geliyor. Ama bu konuda bir vatandaş olarak, Başbakan'a tam destek veriyorum.
Yok diplomatik skandalmış, uluslararası krizmiş, bunları diyenler bence halt etmiş. Putin, Bush'u yakalarsam taşşaklarından asarım diyor ama hala kolkola uzay çalışmalarında ABD-Rusya işbirliğine devam ediliyor. O yüzden diplomatik kriz mriz muhabbetleri iç siyaset konusu olmuştur. Türkiye'nin uluslararası duruşundaki doğru adımlar iç siyaset vesilesiyle harcanmamalı. Aynı olayı Erdoğan da yapıyor; açıklamalarında ne kadar da partiyi, seçimleri dikkate almadan Başbakan olarak konuştuğunu dile getirse de ülkeye dönüşü sonrası yaptığı açıklamalar ortaya çıkan hamasi rüzgarı kaçırmama arzusuna kapıldığını gösteriyor. Oysa ki o oturum esnasındaki tavrı çok samimi ve ciddiydi. İş nasıl içeride siyasete döndü, olay seyrinden çıktı.
Vıcığını da çıkarmamak lazım; Osmanlı geri dönüyor vb absürd söylemler de o kadar saçma. Sen üretim ve finans yapısı olarak belini doğrultup, makineyi rayına oturtmadıktan sonra Attila gibi bir cengaveri de bu ülkenin başına getirsen bu devirde bir halt olmaz.
Gönül isterdi ki bu şahane hareketin ardından imzalanmış bir kaç sözleşmenin iptal edildiğini falan görsek.Mesela Hugo Chavez'in yaptığı gibi bir hareket ne şahane olurdu. Ama küreselleşme ülke menfaatlerini dünya ile o kadar girift bir hale getirmiş ki birbirine eklem bağı olmayan ülke yok neredeyse. Bu tür eylemler beklemek, bu devirde ütopik bir bekleyiş bence. Fiilen ütopik beklentilere girmektense en azından tam yerinde gösterilen bir tepkinin arkasında durulmalı Türkiye Cumhuriyeti adına.
20.11.2008
Krizi fırsata çevirme fırsatçılığı!
Başbakanımız bir hafta kadar önce bir söz dolamıştı diline, kurmaylarıyla beraber:
Krizi fırsata çevireceğiz.
Şimdi de gittiği her yerde krizde fırsatçılık yapanlara fırsat vermeyeceğiz diye haykırıyor. Doğal olarak farklı zamanlarda dile getirilen fırsatçılık, farklı yaklaşımları ifade ediyor. Hükümetin fırsatçılığıyla rantiyecilerin fırsatçılığı doğal olarak aynı şey değil. İyiden iyiye krizin tedirginliği sardı hükülemeti ve endişe, söylemlerde kendini ele veriyor. Öyle kürsülerden bağırıp, höykürmekle krizin önüne geçilmiyormuş, Başbakan bunu G20 zirvesinde anlamış olsa gerek ki öncesinde ve sonrasındaki söylem, farkı ortaya koyuyor. Özel bankalara sesleniyor kredileri geri çağırmayın, muslukları kapatmayın, karlarınızı sermayeye aktarın diye. Oysa Yiğit BULUT'un sürekli dediği gibi herhalde Başbakan devlet teşkilatında olanlardan bihaber bırakılıyor, bürokratlar veya rantiyeciler tarafından. Çünkü Başbakan, özel sektöre parmak sallarken devlet bankalarının aynı kaygılarla kredi borçlularının peşine düştüğünden bihaber. Ziraat,Vakıf gibi bankaların çalışanları bir aydır kredi vermek yerine, verilen kredilerin geri ödemelerini sağlayarak kota doldurmaya çalışıyor. Ne tesadüf ki ben bunları yazmayı düşünürken Fatih ALTAYLI'da döktürmüş:
Krizi fırsata çevireceğiz.
Şimdi de gittiği her yerde krizde fırsatçılık yapanlara fırsat vermeyeceğiz diye haykırıyor. Doğal olarak farklı zamanlarda dile getirilen fırsatçılık, farklı yaklaşımları ifade ediyor. Hükümetin fırsatçılığıyla rantiyecilerin fırsatçılığı doğal olarak aynı şey değil. İyiden iyiye krizin tedirginliği sardı hükülemeti ve endişe, söylemlerde kendini ele veriyor. Öyle kürsülerden bağırıp, höykürmekle krizin önüne geçilmiyormuş, Başbakan bunu G20 zirvesinde anlamış olsa gerek ki öncesinde ve sonrasındaki söylem, farkı ortaya koyuyor. Özel bankalara sesleniyor kredileri geri çağırmayın, muslukları kapatmayın, karlarınızı sermayeye aktarın diye. Oysa Yiğit BULUT'un sürekli dediği gibi herhalde Başbakan devlet teşkilatında olanlardan bihaber bırakılıyor, bürokratlar veya rantiyeciler tarafından. Çünkü Başbakan, özel sektöre parmak sallarken devlet bankalarının aynı kaygılarla kredi borçlularının peşine düştüğünden bihaber. Ziraat,Vakıf gibi bankaların çalışanları bir aydır kredi vermek yerine, verilen kredilerin geri ödemelerini sağlayarak kota doldurmaya çalışıyor. Ne tesadüf ki ben bunları yazmayı düşünürken Fatih ALTAYLI'da döktürmüş:
...
Bankaların suçu mu?
Sermayeler kur nedeniyle eriyince, kredilerin sermayeye oranı inanılmaz yükseldi.
Bankaların suçu mu?
Keza bankların yurt dışından aldıkları sendikasyonların sermayeye oranı da inanılmaz ölçüde arttı.
Bankaların suçu mu?
Bu durumdaki bankalar kredi geri çağırmayıp da ne yapacak!
Suçlu duruma mı düşsünler!
Başbakan bütün bunları ya bilmiyor, ya kimse kendisine anlatmıyor ya da kendisine anlatılanlara inanmıyor güvenmiyor ve belki de en kötüsü anlamıyor.
Bu yüzden de dönüp kendi bankalarıyla, kendi ekonomisinin can damarıyla kavga ediyor.
Peki madem öyle, kamuya ait Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank açsın kredi musluklarını.
Açamazlar.
Başbakan bunun bile farkında değil.
Kendisi kılını kıpırdatmıyor.
Bankaları suçluyor.
Korkudan kimse de soramıyor "Siz ne yaptınız?" diye.
Çünkü soran fırçayı yiyip oturuyor.
Bütün dünya bankalarına sahip çıkıyor, destek oluyor.
Bizimkisi bankaları dövüyor.
Herhalde dayak cennetten çıkmadır diye düşünüyor.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akparti,
can sıkanlar,
ekonomik kriz,
memleket meselesi,
recep tayyip erdoğan
14.10.2008
Kriiiz! Hem de Türkiye'de! Yok canım...
Haberi alalım önce:
Ekonomik kriz Türkiye sınırına yaklaştı ama otoda 12 ay ödemesiz kampanya başladı..12 ay taksit öteleme kampanyası yapan markalar neymiş:
Döviz kurlarındaki artış ve taşıt kredisi faizlerindeki yükselişe rağmen, otoda ilk taksiti öteleme 12 aya çıktı. Daha önce aralarında Peugeot, Ford, Renault ve Suzuki olan markalar, ilk ödemeyi 6 ay öteleyen kampanyalar düzenlemişlerdi. ABD'den Avrupa'ya sıçrayan krizin Türkiye sınırına yaklaştığı bir dönemde "12 ay ödemesiz" kampanya düzenlenmesi, Türk ekonomisine olan inancın bir göstergesi olarak yorumlanıyor.*
Dikkat çeken bu kampanyayı BMW, Land Rover ve Mini markalarının Türkiye temsilcisi Borusan Otomotiv düzenleniyor. 19 Ekim'e kadar ziyaret edilebilecek Autoshow Fuarı boyunca Mini satın alanlara ödemeye 12 ay sonra başlama fırsatı sunuluyor. "Siz yıllardır bugünü beklediniz. Biz de 1 yıl bekleriz" sloganı kullanılan kampanya Borusan Otomotiv Finans, Koç Finans ve TEB ile işbirliği ile düzenleniyor. Kampanya Borusan Otomotiv Yetkili Satıcısı Borusan Oto'nun İstanbul, Adana-Mersin ve Ankara'daki showroomlarında geçerli.Ekonominin sağlamlığının bağlandığı kaynağa bak, yorumu yapan kim; eniştenin gazetesi.
Kriz zaten işçinin aylığını vermeyip faizden kazanç sağlayan, 12 ay taksit öteleme imkanı tanınan lüks otomobil kullanıcılarını değil memuru, işçiyi, köylüyü, çiftçiyi vuruyor sayın enişte!
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp,
akparti,
can sıkanlar,
ekonomik kruz,
recep tayyip erdoğan,
yandaş medya
Beyanat siyaseti
Başbakanımız bunu genelde yapıyor, kamuoyu kanıksadı fakat ben yapamıyorum.
Konu: Tampon bölge. Konuyla ilgili 8 Ekimde sorulan soruya oldukça aklı selim ve mülayim bir şekilde cevap veriyor:
E ne de olsa seçmen üzerinde işe yarıyor; çiftçiyi, esnafı, vatandaşı, muhalefeti fırçaladıkça daha gözde bir hale gelip bu tavırlar sandığa yansıyor(?)
Konu: Tampon bölge. Konuyla ilgili 8 Ekimde sorulan soruya oldukça aklı selim ve mülayim bir şekilde cevap veriyor:
Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Muhalefet Kuzey Irak'ta tampon bölge oluşturulmasını öneriyor. Ne diyorsunuz?'' sorusuna şu karşılığı verdi:
''Tampon bölge konusuyla ilgili olarak, tabii Türkiye-Irak sınırının uzunluğu çok açık, net ortadadır. Ve bu konuda herhalde en isabetli tespiti yapacak olan siyasilerden çok, bu görevi vermiş olduğumuz silahlı kuvvetlerimizdir....
Ama biz bunların Silahlı Kuvvetlerimizle yarın yapacağımız toplantıda yine görüşürüz. Bu şekilde alınabilecek bir tedbirden ne Silahlı Kuvvetlerimiz geri adım ne biz geri adım atarız. Yeter ki bu önlemlerde bunun önemli bir payı olsun. Yani bu bir tekliftir, taleptir. Bunu da biz Silahlı Kuvvetlerimizle değerlendirir, görüşür, hakikaten olması gereken bir şeyse bu adımı da atarız.'' *Beş gün sonra:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 'tampon bölge' önerisine tepki gösterdi. Erdoğan, "Genelkurmay Başkanımız tam aksini söyledi. Burada tampon bölge gibi birşeye şu anda zaten gerek yok, olması gerekenler de yapılıyor. Yani bunlar atılıyor ortaya. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. Bir zamanlar gündemdeydi. Ağzı olan konuşuyor, bilen konuşsun. Bu konuda Genelkurmayımız ne yapılması gerekiyorsa zaten bizlerden bunu hep talep eder, biz de bu konuya hep uymuşuzdur, bundan sonra da uyarız".*Başbakanın, mülayim tavrını kaybedip muhalefete fırça atar tarzda cevabı, artık Genelkurmaydan gelen tampon bölge değerlendirmesine mi yoksa başka bir yerden gelen yönlendirmelerle mi alakalı onu net olarak bilmek isterdim. Konuşacak elbette muhalefet bu, süs olsun diye mecliste değiller. Muhalefetin, önemli bir konuda hükümetten talebinin bu şekilde aşağılanır şekilde cevaplandırılması gözde(popüler) siyasetten başka birşey değil bence.
E ne de olsa seçmen üzerinde işe yarıyor; çiftçiyi, esnafı, vatandaşı, muhalefeti fırçaladıkça daha gözde bir hale gelip bu tavırlar sandığa yansıyor(?)
6.09.2008
Hayırlara karaçalan fener
...
Senin işin karanlığı korkuturcasına bakmaktı
Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı.Deniz Feneri Derneği Almanya ile ilgili iddialar gündemde. Bağlantılar 1 2 3
4
Adı üzerinde iddia. Almanya'da 9 eylülde ilk duruşma yapılacak. Türkiye'deki Deniz Feneri ile yolsuzluk konusunda bağlantı olduğundan söz ediliyor. Adı geçen dernek, kamu yararına çalışan ve yardım toplamak için izin almasına gerek olmayan dernek düzeyine alınmış.
Ben bu arada Radyo 7'den bahsetmek istiyorum.Deniz Feneri ile ilgili iddialar gündeme gelince Radyo 7'de,Deniz Fenerinden faydalanmış kişiler hemen hemen her programda telefon bağlantısı ile yayına alınıyor ve kendilerine Deniz Feneri tarafından yapılan yardımlardan bahsediyorlar. Bu bir nevi Deniz Fenerini aklama çalışması. Asıl önemli olan Deniz Feneri'ni aklamak değil, adı yolsuzluğa karışan kişilerin aklanması.
Eğer gerçekten saf niyetleriyle bu derneğe yardım eden insanların yaptıkları yardımların hortumlanmadığı düşünülüyorsa adı geçenlerin yargılanması ve eğer suçsuzsalar aklanmaları gerekiyor. Yoksa öyle duygusal tutuculukla, yapılmış bir yolsuzluk varsa bunu örtbas etmek ne vicdana ne de dine sığar.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp,
deniz feneri,
gündem,
hürriyet,
kanal 7,
medya hortumcuları,
recep tayyip erdoğan,
zahid akman
13.06.2008
Adalet isteyen, önce hukuka uysun!
Adalet istemeyen var mı bu ülkede?
Bu ülkeyi bırakın dünya adalet istemeyen yoktur.
Hepimiz her konuda adalet isteriz; ücretlerde, öğrenimde, sağlıkta,ulaşımda, vergilerde...
Evet, istemek kolay! İsteyenin bir yüzü kara ...
Demokratik, sosyal, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes hakkı doğal hakkı olan adaleti ister.
Adaleti isteriz ama adalet neye göre sağlanır işte ondan bihaberiz. Adaletin sağlanmasında temel alınan kurallar koyulmuştur ortaya işte buna da hukuk diyoruz. Kendi içinde bölümlere ayrılıyor, uzmanlık konusu, girmeye gerek yok, şimdilik...
Adalet isteyenler nedense hukuku hiç hesaba katmaz ve kendi aleyhlerine olan her yargı kararını adaletsizlik olarak nitelerler, çünkü adalet sadece bizim için vardır; başkasının adalete ihtiyacı yoktur. Hukuk; taraflara çeşitli sorumluluk ve görevler yükler. Hukuku çiğner iplemezsen adaletin kırbacını yer, adalet istiyorum diye yırtınırsın.
Ülkemizde adaletin olduğuna (hemen hemen her konuda) inanan pek kimseye rastlamadım bu aralar. Bu topraklarda adaleti gören olmadı mı hiç benden ve hüküm veren hakimlerden başka?
Neyse arkadaş, bu yazı çok uzamadan sonuca geleyim: Adalet istiyorsan, önce hukuka uyacaksın! Hem hukuka uyma hem de adalet istiyorum diye poponu yırt. Yok öyle yağma...
Kişi, kurum, siyasi parti fark etmez önce hukuk sonra adalet. Hukuk olmadan adalet olmaz zaten, hatırlatırım!
Söz temsil: Gazetelerin, internet sitelerinin, tv ekranlarının, radyoların köşe taşları yargı sürecinde bulunan bir dava (adı lazım değil baş harfi AKP kapatma davası) hakkında, taraflar hakkında davanın gidişatını etkilemeye yönelik her türlü haltı yemekte, hakimleri önceki kararlarından hareketle hedef göstermekte sonrasında ise adalet istemekteler.
Hem hukuku ipleme hem de ardından yargının verdiği kararı adil bulma. E doğal, uymadığın hukukun kararı nasıl sana adil gelebilir ki????
Bu ülkeyi bırakın dünya adalet istemeyen yoktur.
Hepimiz her konuda adalet isteriz; ücretlerde, öğrenimde, sağlıkta,ulaşımda, vergilerde...
Evet, istemek kolay! İsteyenin bir yüzü kara ...
Demokratik, sosyal, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes hakkı doğal hakkı olan adaleti ister.
Adaleti isteriz ama adalet neye göre sağlanır işte ondan bihaberiz. Adaletin sağlanmasında temel alınan kurallar koyulmuştur ortaya işte buna da hukuk diyoruz. Kendi içinde bölümlere ayrılıyor, uzmanlık konusu, girmeye gerek yok, şimdilik...
Adalet isteyenler nedense hukuku hiç hesaba katmaz ve kendi aleyhlerine olan her yargı kararını adaletsizlik olarak nitelerler, çünkü adalet sadece bizim için vardır; başkasının adalete ihtiyacı yoktur. Hukuk; taraflara çeşitli sorumluluk ve görevler yükler. Hukuku çiğner iplemezsen adaletin kırbacını yer, adalet istiyorum diye yırtınırsın.
Ülkemizde adaletin olduğuna (hemen hemen her konuda) inanan pek kimseye rastlamadım bu aralar. Bu topraklarda adaleti gören olmadı mı hiç benden ve hüküm veren hakimlerden başka?
Neyse arkadaş, bu yazı çok uzamadan sonuca geleyim: Adalet istiyorsan, önce hukuka uyacaksın! Hem hukuka uyma hem de adalet istiyorum diye poponu yırt. Yok öyle yağma...
Kişi, kurum, siyasi parti fark etmez önce hukuk sonra adalet. Hukuk olmadan adalet olmaz zaten, hatırlatırım!
Söz temsil: Gazetelerin, internet sitelerinin, tv ekranlarının, radyoların köşe taşları yargı sürecinde bulunan bir dava (adı lazım değil baş harfi AKP kapatma davası) hakkında, taraflar hakkında davanın gidişatını etkilemeye yönelik her türlü haltı yemekte, hakimleri önceki kararlarından hareketle hedef göstermekte sonrasında ise adalet istemekteler.
Hem hukuku ipleme hem de ardından yargının verdiği kararı adil bulma. E doğal, uymadığın hukukun kararı nasıl sana adil gelebilir ki????
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
akp kapatma davası,
anayasa mahkemesi,
gündem,
recep tayyip erdoğan,
yargı
4.05.2008
İlahi Erdoğan!
Sayın Başbakanımız Newsweek muhabiriyle yaptığı söyleşide birçok şey söylemiş. Benim katula katula gülmeme sebep olan ise Gazeteport un da manşete çektiği :
AKP çeşitli yaftalardan sıyrılmak için kendi çapında söylemler geliştiriyor fakat bence muallakta ve saçma kalıyor bu söylemler. Altı boş görüntüye yönelik girişimler.
Biz ortalama Türk’ün partisiyiz. Etnik, bölgesel milliyetçiliğe ve dini şövenizme tamamen karşıyız.lafı oldu. Nasıl bir tanım aklım almıyor. Merkez partisiyiz falan filan olsa neyse de "ortalama Türk" nasıl olunuyor bunun mihengi nedir çok merak ettim doğrusu. Yoksa şunu söylemeye çalışıyor olmasın: Biz milletin değil, bize oy verenlerin partisiyiz. Başka zaman meydanlarda, Türklük, milliyetçilik kimsenin tekelinde değil mealinde sözler söyleyen başbakana bu laf hiç yakışmadı. Bu resmen bir milleti kategorize etmektir. Bize oy vermeyen marjinaldir-uçlardadır demektir. Bir zamanlar Erbakan'ın "Bize oy vermeyen Müslüman değildir" sözünden hiç farkı yok bence. Başbakan da aynı söylemi kullanıyor, bize oy vermeyen marjinaldir; aşırı milliyetçi, ırkçı, dinci ya da laiktir. En ortalama Türk, bize oy veren Türktür.
AKP çeşitli yaftalardan sıyrılmak için kendi çapında söylemler geliştiriyor fakat bence muallakta ve saçma kalıyor bu söylemler. Altı boş görüntüye yönelik girişimler.
1.03.2008
AKP iktidarının tüccar mahdumları
Eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün büyük oğlu Ahmet Münir Gül. Ahmet Münir, öğrencilik döneminin ardından Londra'da Merrill Lynch'te çalışmaya başladı. Yani şimdilik kendisine uluslarası finans camiasında bir yer açmaya çabalıyor. Küçük oğul Mehmet Emre Gül ise oldukça hızlı. Halen Ankara TED Koleji'nde okuyan Emre, yüzbinlerce çocuğun katıldığı OKS'de 367'inci olmuştu. Yaşıtları ÖSS için dersane dersane gezerken Emre son dönemde Ankara'da ardı ardına açılan dev alışveriş merkezlerindeki "bardak içinde soslu haşlanmış mısır satışı" işiyle ön plana çıktı.Emre Gül, mısır işini yapan şirketle organik bağının olmadığını, sadece amcasına yardım ettiğini söylese de şimdiden iş yaşamında pratik kazanıyor. Gül'ün Daily Fresh markalı mısır işi bayiliğini, yaşı küçük olması nedeniyle resmen üzerine alamadığı belirtiliyor. Ama Daily Fresh'in bayilik fiyatı 10 bin dolar. Emre'nin babası Abdullah Gül, gazoz satmayı başaramadığı için okutulmuş ve Cumhurbaşkanlığına yükselmişti. Emre ise mısır satmayı başarırsa Kayseri gelenekleri gereği daha büyük bir işe geçiş yapabilecek. Zaten Emre Gül, 1 yıl önce iki ortağıyla e-ticaret alanında yatırım yaparak, "Adresime Gelsin Bilişim Teknolojisi ve Ticaret Ltd." adlı 15 bin YTL sermayeli şirket kurdu. Diğer iki ortak ise abisi Ahmet Münir'in arkadaşları. "Adresimegelsin.com" adlı sitenin parolası ise "Alışverişte mutlu son". Mobilya, telefon, beyaz eşya, mutfak, oyun hatta pet-shop satışı bile var.
Abdullah Gül'ün kızı Kübra Gül ise geçen sene Mehmet Sarımermer'le evlendi. Damat Sarımermer de, küçük kayınbiraderi gibi internette iş yapıyor. Arkadaşlarıyla kurduğu bir firma ile internetten ucuz fiyatların takipçisi olacak Sarımermer, geçen yıl eylülde, 4 arkadaşıyla birlikte "Fenn Bilgi Teknolojileri" adlı bir bilişim şirketi kurdu. Sarımermer ve arkadaşları, 5 internet sitesi birden kurdu. Sitelerin 3 tanesi, internetten alışveriş yapanlar için sanal alemdeki en ucuz fiyatları buluyor, 2 tanesi de alışveriş sitesi. İnternetten televizyon, cep telefonu, dizüstü bilgisayar gibi bir ürün almak isteyenler "efiyat.com" sitesine giriyor. Site, fiyat karşılaştırmalarını ücretsiz yapıyor. Alışveriş siteleri, efiyat.com sitesine üye olmak ve karşılaştırmalara katılabilmek için para ödüyor. efiyat.com'a üye olan alışveriş siteleri arasında Cumhurbaşkanı Gül'ün oğlu Mehmet Emre Gül'ün kurduğu www.adresimegelsin.com sitesi de var.
efiyat.com ekibinin sitede kendilerinden "Harikulade İşler Ofisi" olarak bahsetmesi, ilginç girişler yapması dikkat çekiyor. Site Fenn Bilgi Teknolojileri şirketinin bir yan kuruluşu. Şirket ayrıca, www.eucak.com, www.eotobus.com, www.babilus.com siteleri de kurmayı planlıyor. www.babilus.com açılınca, Sarımermer ve adresimegelsin.com sitesini kuran kayınbiraderi Mehmet Emre Gül, sanal alemde rakip olacak. Fenn Bilgi Teknolojileri, www.maximul.com isimli bir siteyi daha tescil ettirdi. Damat Sarımermer, 'Etra İç ve Dış Ticaret' adlı bir şirket daha kurdu. Etra, 450 bin YTL sermayeli. Mehmet Sarımermer'in mobilya ve inşaat alanındaki şirketlerde de ortaklığı bulunuyor. Sarımermer'in yönetim kurulu üyesi olduğu Apek Mobilya'nın İstanbul'da Medallion adlı bir mağazası var. Şirket, burada yerli ve yabancı mobilya satıyor. Sarımermer ailesinin bir şirketi de 'Özipek İnşaat Emlak'. Sarımermer, bu şirkete babası Abdullah Sarımermer ile ortak görünüyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın çocukları da iş hayatında oldukça hızlı. Büyük oğul Ahmet Burak Erdoğan'ın gemisi var ve armatörlük yapıyor. "Büyük mahdum" Erdoğan'ın ismi Safran-1 adlı gemiyle duyuldu. Safran-1 adlı kuru yük gemisini satın alan MB Denizcilik, Burak Erdoğan'ın bu alandaki ilk şirketi değil. Daha önce amcası Mustafa Erdoğan ve eşi Sema Ketenci'nin babası Osman Ketenci ile birlikte Turkuaz adlı şirketi kurmuştu. 2006 yılı Nisan ayında adı Bumerz Denizcilik olarak değiştirilen şirketin 1 milyon YTL olan sermayesi daha sonra 2 milyon YTL"ye çıkartıldı. Şirkette yüzde 25 hissesi olan Burak Erdoğan da sermaye artırımı için gemi alımının dışında bu şirkete de 250 bin YTL sermaye ekledi. Burak Erdoğan denizcilik sektöründeki ikinci şirketini 19 Ocak 2007'de kurdu. MB Denizcilik Taşımacılık Limited Şirketi adıyla kurulan şirkette, Burak Erdoğan'ın ortağı yakın arkadaşı Mecit Mert Çetinkaya. Her iki ortağın şirkette yüzde 50'şer hissesi bulunuyor.
MB Denizcilik, kuruluşundan 18 gün sonra 6 Şubat 2007'de Safran-1 adlı kuru yük gemisini satın alarak deniz taşımacılığına ilk adımı attı. MB Denizcilik Safran-1'i Gürgem Deniz Nakliyat'tan devraldı. Burak Erdoğan ve Mert Çetinkaya'nın ilk gemisi olan Safran-1, 1991'de Tuzla'da inşa edildi. Geminin piyasa değerinin ikinci elde 4-5 milyon dolar olduğu ifade ediliyor. Geminin kapasitesinin 200 TIR'ın gerçekleştirebileceği taşımaya eş değer olduğu da belirtiliyor. Bu gemi Başbakan Erdoğan'ın "Gemi değil gemicik" demesiyle de tanınmıştı. Erdoğan'ın küçük oğlu Bilal ise ABD'de Dünya Bankası'nda çalışıyor.
Gelecek dönemlerin Kemal Derviş'i hazırlanıyorBilal, Erdoğan'ın Başkan George Bush ile sohbetine bile konu olmuştu. Büyük kız Esra ise Berat Albayrak'la evli. Berat Albayrak'ın ismi ise çok sık duyuluyor. Genç yaşına rağmen Çalık Holding'te genel müdür olan Berat Albayrak, ayrıca Sabah ve Atv'yi alan Turkuvaz Matbaacılık şirketinin yönetim kurulu üyesi. Yine Ahmet Çalık'ın yönetim kurulu başkanlığında Cetel Telekom İletişim'de de yönetim kurulu üyesi. Erdoğan'ın küçük kızı Sümeyye ise ünlü London School of Economics'te okuyor.
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın 3 çocuğu var. Abdullah, Zeynep ve Fatma. Kamuoyunun en yakından tanıdığı isim ise Abdullah Unakıtan. Ailenin likit yumurta işi yapan AB Gıda, Telemobil Bilgi İletişim ve SAB Makina adlı üç şirketi var. Unakıtan Ailesi çeşitli iddialarla gündeme geldi. 2005'te başına kadar yumurtanın KDV'si yüzde 8, likit yumurtanınki yüzde 18'di. 29 aralık 2004 tarihinde yayımlanan bir kararname ile likit yumurtanın KDV'sinde indirime gidildi. Kararnamede yumurtanın yanına parantez içinde "likit ve pastörize olanlar dahil" ibaresi eklendi. Ve likit yumurtada KDV yüzde 18'den 8'e iniverdi. CHP, bu değişikliği Meclis'e taşıdı. Abdullah Unakıtan, Unakıtan markası ile girdiği pastörize likit yumurta piyasasının yüzde 70'ini elinde tutuyor. Yine mısır ithalatında da Abdullah Unakıtan ismi ön plana çıktı. 2003'te mısırın gümrük vergisi yüzde 20'ye inince Unakıtan'ın oğlu binlerce tonluk ithalat yaptı. Telemobil firmasının da özelleştirmeyle Akfen-SPA'ya giden Mersin Limanı'na 2 milyon dolarlık işletim sistemi satması ahlaki açıdan tartışmaya yol açtı.
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın 24 yaşındaki oğlu Erkan ve kızı Büşra Yıldırım'ın sahibi olduğu Derin Denizcilik Gemi Taşımacılık Sanayi ve limited Şirketi de oldukça tartışıldı. İtalya'dan 445 bin euroya gemi satın aldıkları gündeme geldi. Erkan'ın gemi fiyatının 200 bin euroluk bölümünü uluslararası seyahat acentelerince yolcu biletlerinin peşin satın alınmasıyla karşıladığı bilgileri ortaya çıktı. Yani Erkan, bu firmalardan borç almıştı. Borcunu yolcuları taşıdıkça, yani biletleri sattıkça ödeyecekti. Ancak biletleri peşin alan firmalardan Santour'un, Erkan'ın gemi sahibi olmasından kısa süre sonra Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne ait Ankara Feribotunu kiralaması tartışmaları artırdı. Kiralama işleminin ihalesiz yapılması, kiracıya avantaj sağlayan bazı sözleşme hükümleri de konuşuldu. Binali Yıldırım ise Santour şirketi ile geçmişe dayalı hiçbir ortaklık ilişkisi bulunmadığına yönelik açıklama yaptı. Yıldırım'ın üç çocuğunun Subaru'nun İstanbul'daki 4 bayisinden birisi olduğu da yansıyan bilgiler arasında yer aldı.
Hilmi Güler'in damadı ise eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin oğlu İsmail Pepe. Pepe'nin çocukları Ankara-Balgat'ta 15 yıldır ev yapıp satıyor. Çukurambar'da bulunan evlerin ortalama fiyatı 500 bin YTL. Pepe ve oğullarının yaptığı konutlarda, siyasetin ünlü isimleri de oturuyor. Ağırlıklı olarak AKP ve SP'li siyasetçilerin tercih ettiği konutlarda, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın da evi var. Bazı AKP'li milletvekilleri ise bu konutlarda kirada oturuyor. Bunun yanı sıra İsmail Pepe'nin gemi işletmeciliği yaptığı da gündeme gelmişti. İsmail Pepe ve kardeşi Mustafa Pepe'nin ortak olduğu Kar İnşaat adına sahip olunann geminin 9 trilyonluk teşvikle alındığı da ileri sürüldü. Osman Pepe, seçimlerden önce CHP'nin "Oğlunun üzerinde 650 daire var" şeklinde suçlamlarına hedef olmuş ama bunu reddetmişti. Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak'ın oğlu Mehmet Akif ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün oğlu Emre Gül'ün bardakta mısır satan Daily Fresh şirketinden bayilik alarak mısır işine girdi. Bunun için bir arkadaşı ile Öztok Gıda İnşaat Ltd. adlı şirket kurdu. Özak, Atatürk Havalimanı'nda ve Bakırköy Capacity'de bardakta mısır satmaya başladı.
Eee ne yaparsınız, her iktidar kendi sermayesini yaratır. Gariban işçi, memur, köylü vsnin kendilerine bir umut olur sevdasıyla sandıktan iktidara taşıdıkları adamlar, mevcut nüfuzlarıyla kendi sermayelerini kurup-büyütüyorlar. Garibanlara da Voyvoda'nın meşhur kazıkları gibi vergiler, dilenciye sadaka gibi maaş zamları kalıyor. Devam, devam...
milliyet
13.01.2008
8.01.2008
Tazminat ödesek bile namımız yürüsün
Şehit annesi tarafından açılan 3 Kuruşluk manevi tazminat davası, 12 Aralık 2007'de mahkeme tarafından karara bağlanmış ve Başbakanımız davacı tarafa 3 Kuruş manevi tazminat ödemeye mahkum edilmiş.
Bugün okuduğum haberden anladığım kadarıyla, Başbakanımızın tazminat ödemesine hükmeden mahkeme kararı Başbakanımızın zoruna gitmiş. Haber şöyle geçiyor:
3 kuruşluk manevi tazminat davasıİlginç, hayır Başbakanımızın zoruna tazminat ödemeye mahkum olmak gitmemiş, tazminatın 3 Kuruşluk olması gitmiş. Yani ceza şöyle yüzlerce bin lira olsa Başbakan gururla suçlu olduğunu kabul edecek ama nerde! 3 Kuruşa mahkum olunca şanına yakıştıramamış cezayı baksanıza "Ben de bu cezayı hakettim demeliyim" diyebiliyor. Yani neden dolayı tazminat ödemeye hükmedildiği zoruna gitmiyor da tazminatın tutarı dokunuyor sayın Başbakanımıza. Davacı vekilinin kim olduğu göz önüne alındığında, talep edilen tazminat tutarının neden 3 Kuruşluk olduğu manidar. Bence Başbakanımız yanlış yapıyor; mahkum edildiği tazminat tutarını kendine dert edinmekten ziyade neden bu karara hükmedildiğine biraz kafa yorsa şahsı açısından daha faydalı olur. Yoook olmaz, bir Kasımpaşalı'ya yakışmaz, tazminat ödese bile namı yürüsün ister.
Neymiş 3 kuruşluk manevi tazminat davası.. Adalet mülkün esası diyorsak bu yerine getirilmeli. Siyasetçiyseniz yandınız. Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Neymiş birine 'Sayın' demişim. Açılan davada üç kuruşluk tazminat davası... Ne demek bu. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı manevi tazminata mahkum ettik. Hukuk bu kadar zedelenmemeli... Nefislerimizi bu kadar tatmin etme yoluna gitmemeliyiz. Ben ceza alıyorsam. Ben de bu cezayı hakettim demeliyim. Üç kuruşluk manevi tazminat cezası. Olmaz böyle şey. Mahkum edileceksem hakkıyla yapılmalı.
Siz hiç mahkemeler tarafından aldığı ceza sebebiyle; bu kadar ceza az gelir, böyle ceza olur mu, ceza veriyorsanız adam gibi ceza verin, ben kabul etmem bu suçu cezası çok az diye isyan eden bir suçlu görüp de duydunuz mu? Bu yüzsüzlüğü ve terbiyesizliği gösterebilen bir suçluyu ben ne gördüm ne de duydum. Yurtdışında yaşayan dostlarınıza bir sorun bakalım var mı oralarda böyle birileri.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


