Verdiği mülakatlarda oldukça samimi görünmesine rağmen bir türlü samimi bulamıyorum kendisini. Yazılı olanlar bir yana da dipnot.tv de konuşmasını seyrettikten sonra iyice şüphe duymaya başladım kendisinden.
Bana bir nevi truva atını çağrıştırdı.
Cemaat karşıtı, cemaatin gemi azıya aldığını belirten bir söylemle, cemaat karşıtı/ cumhuriyetçi, ulusalcı, milliyetçi dimağlara nüfuz edip akp demokratlığı çerçevesinde akp siyasetinin canhıraş bir şekilde peşinde koştuğu fikirlerin akıllara yer etmesi için çabalayan bir misyoner bürokrat portresi canlandı gözümde.
PKK, Anayasaya Jitem vb konulardaki görüşlerinin akp yalaması liboşlardan pek farkını göremedim.
Toplumda ilgi ve sempati oluşturan tek yanı cemaat içinde yer almış bir şahsiyet olarak bilinmesi sebebiyle cemaate ilişkin eleştirileri.
Gülen cemaati hakkında dile getirdiği bilinmeyen, ağzı açılmamış bir şeyler görmedim yazdıklarında çünkü kitabında cemaatle ilgili yazdıkları (internete ve basına yansıdığından gördüğüm kadarıyla) defaatle kitaplara ve gazete köşelerinde makalelere yansımış konular. Cemaat konusunda kendisini farklı kılan tek husus; bunları dile getiren görevdeki bir bürokrat olmasıdır, başka da hiç bir özelliğini göremiyorum.
Bu kitabın; toplumda kendisi lehine cemaat aleyhtarlığı vesilesiyle sempati uyandırıp mevcut iktidarın sert (bölücü, ayrıştırıcı, federatif ) siyasetini, bu siyasetin karşıtlarına yutturma taktiği olarak görüyorum, şimdilik.
Bence :Hanefi AVCI, iktidarın güncel siyasetinin üniter devletin ceza sahasına açtığı ortayı cemaat aleyhtarlığıyla göğsünde yumuşatıyor ve üniter devletin kalesinde doksana bir federatif şut çakmaya çabalıyor.
Kısa dalga yayın
28.08.2010
26.08.2010
Biz sizi ararız
...
- Tamam, peki ne zaman teslimat yapılır?
- Beyfendi ben sizi şu zaman ararım (Biz sizi şu zaman ararız.)
- Bakın sürekli aynı şey söyleniyor ama ben aramasam ne arayan var ne de soran!
- Olur mu beyfendi, ben depoyla görüşücem... Cep/iş numaranızı alayım ben sizi ararım.
-Tmm peki o halde
Söz verilen gün-zaman-saat gelir ne arayan ne soran. Sarılırsın telefona gelecek üründen bir haber almak, ne zaman ulaştırılacağını öğrenmek için, göt kadar mağazada ilgili kişi bulunamaz bir türlü. Veya telefonu açan kişi bir numara verir, orayı ararsın ordan da bir numara, orayı ararsın cevap veren olmaz. Dön geri, mağazaya, bir başka numara daha. Off ki ne of! İstisnasız esnafından teknosaya, carrefoure a hep aynı terane...
Ulan bir seferinde de ben ararım diyen arasın, dişimi kıracağım, yeminle... Ama yok!
Adamlara diyorum ki ; arkadaşım, bak hep aynı şey yapılıyor, arayamazsanız ben arayayım sizi. Cevap; olur mu beyfendi elbette ararız, haber veririz.
E be arkadaş aramıyorsunuz bari adam gibi, tamam siz ararsanız daha iyi olur, biz yoğunluktan ilgilenemeyebiliriz kabilinden bir şey deseniz de insanın gönlünü alsanız, sinir küpü etmeseniz ne olur yani? Geberir misiniz? Biliyorum işte, söz vermenize rağmen bal gibi aramıyorsunuz, illa defalarca arayıp,soracağız. İşe alınırken oryantasyonda bunları mı öğretiyorlar, müşteriyi oyalamayı, bunu da merak etmiyor değilim hani. Çok şey mi istediğim bir kere, biri çıksın da siz ararsanız daha iyi olur desin.
Bırakın bu müşteri memnuniyeti hikayelerini, yemezler de işte yatın kalkın fiyat avantajınıza şükredin (Zincir mağazalar zaten sırf o nedenle iplemiyorlar ya müşteriyi) yoksa siz böyle nah müşteri bulursunuz.
- Tamam, peki ne zaman teslimat yapılır?
- Beyfendi ben sizi şu zaman ararım (Biz sizi şu zaman ararız.)
- Bakın sürekli aynı şey söyleniyor ama ben aramasam ne arayan var ne de soran!
- Olur mu beyfendi, ben depoyla görüşücem... Cep/iş numaranızı alayım ben sizi ararım.
-Tmm peki o halde
Söz verilen gün-zaman-saat gelir ne arayan ne soran. Sarılırsın telefona gelecek üründen bir haber almak, ne zaman ulaştırılacağını öğrenmek için, göt kadar mağazada ilgili kişi bulunamaz bir türlü. Veya telefonu açan kişi bir numara verir, orayı ararsın ordan da bir numara, orayı ararsın cevap veren olmaz. Dön geri, mağazaya, bir başka numara daha. Off ki ne of! İstisnasız esnafından teknosaya, carrefoure a hep aynı terane...
Ulan bir seferinde de ben ararım diyen arasın, dişimi kıracağım, yeminle... Ama yok!
Adamlara diyorum ki ; arkadaşım, bak hep aynı şey yapılıyor, arayamazsanız ben arayayım sizi. Cevap; olur mu beyfendi elbette ararız, haber veririz.
E be arkadaş aramıyorsunuz bari adam gibi, tamam siz ararsanız daha iyi olur, biz yoğunluktan ilgilenemeyebiliriz kabilinden bir şey deseniz de insanın gönlünü alsanız, sinir küpü etmeseniz ne olur yani? Geberir misiniz? Biliyorum işte, söz vermenize rağmen bal gibi aramıyorsunuz, illa defalarca arayıp,soracağız. İşe alınırken oryantasyonda bunları mı öğretiyorlar, müşteriyi oyalamayı, bunu da merak etmiyor değilim hani. Çok şey mi istediğim bir kere, biri çıksın da siz ararsanız daha iyi olur desin.
Bırakın bu müşteri memnuniyeti hikayelerini, yemezler de işte yatın kalkın fiyat avantajınıza şükredin (Zincir mağazalar zaten sırf o nedenle iplemiyorlar ya müşteriyi) yoksa siz böyle nah müşteri bulursunuz.
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
aldatmaca,
can sıkanlar,
carrefoursa,
esnaflık,
teknosa,
yalancı satıcılık
22.08.2010
Başbakanın referandum iftarı 60 bin lira
| Tarihi çark-Foto: internethaber |
Yaklaşık 2000 davetlisi olan iftarın masrafı 60 bin civarında tuttu, bunun bir kısmı il özel idaresi bütçesinden (muhtemelen tören, ağırlama, temsil kalemlerinden) , bir kısmı da büyükşehir bütçesinden ödendi. Tabi artık başbakana yapılan protokol harcamaları hesaba katmıyorum bile. Ve bu bütçelerde vatandaşın ödediği vergilerden tahsis edilen ödenekler kullanıldı, başbakanın tabiriyle tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla bürokrata, kodamana referandum ve uyduruk bir açılış vesilesiyle iftar verildi.
Bu sadece Sakarya'ya özgü değil Başbakanın siyasi (seçim, referandum vb) gezileri bu şekilde finanse edilmekte, siyasi emelleri için hazinece kendilerine verilen yardımlar değil, devlet imkanları kullanılmakta.
Hazineden milyonlarca lira yardım alan bir partinin kendi teklifi için koşturmasındaki masraflarda bu hazine yardımının kullanılmasındansa merkezi ve yerel bütçelerin tercih edilmesi ne kadar hakkaniyete sığar acaba?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)