Kısa dalga yayın

31.10.2008

Hüseyin Üzmez ve şeytana darılmak!

0 yorum
Hüseyin ÜZMEZ'in durumu ve hakkında yazılan çizilenler, yaptığı ettiği bir tarafa dursun. Ben tutuklandığı zaman ağzından çıkan iki cümleye kilitlendim :
Ben nefsime dargınım. Ben şeytana dargınım.
Kendini dindar bir müslüman olarak tanımlayan bu adamın cümlelerini beyaz ekranda duyunca tüylerim ürperdi. "Bir insan kime kırılabilir?" diye düşündüm. İnsan sevdiğine, değer verdiğine, dostuna kırılmaz mı? Şeytan, nefs; insanın, müslümanın baş düşmanı değil mi? Nefse, şeytana kırılmak, onlara nasıl bir değer biçmektir?
Peki bu adam nefsine, şeytana kırıldığını söylüyorsa nasıl bir dindar müslüman? Benim bildiğim müslüman insan - hele ki kendini dindar olarak tanımlıyorsa - nefsini, şeytanı kendine dost değil, ölmeden ölebilmek için baş düşman ilan edip bunlarla savaşmalıdır.

Ben yadırgamıyorum, insanlığın içinde bulunduğu iki yüzlülük içerisinde bu adam suçunu itiraf etmiştir. Nefsi ve şeytanla dostluğunun cezasını vicdanen çekeceği gibi hukuken de çekmeli.

Benim Mustafa Kemal'im; sizin Atatürk'ünüz

0 yorum

* 21 Mayıs 2007 tarihinde hafif.org da yayınlanmıştır.


Yazım biraz uzun gelebilir, benim de yazdığım nadiren uzun yazılardan birisidir. Başından bir çok yerde okuduğunuz metinlere benzetebilirsiniz, aldanmayın.

Atatürk! Bu adın vurguladığı kişiyi bilmeyen yoktur heralde Türkiye'de. Kimilerimiz muhteşem önder, harika devlet adamı, büyük deha, muazzam askeri deha vb sıfatlarla kimleri de din düşmanı, alkolik asker, deccal vb şekilde -kendisini tanıyan bilenlerin asla ve asla ona reva görmediği- sıfatlarla anımsamaktadır, Türk Milleti'ni bir çoklarının hayal dahi edemediği, dünya milletlerine emsal bir atiye taşıyan bu kişiyi.

Birileri siyasi arenada halkı kendi tarafına çekebilmek, güç kazanmak ve bu gücü zamanı geldiğinde bir Osmanlı şillesi gibi laiklik(!) karşıtlarının suratına indirebilmek için Atatürk'ü ve Atatürkçülük'ü istismar ederken başka birileri de bu Atatürkçülük taraftarlarına karşı halk gücünü kendi ellerinde tutabilmek amacıyla halkın en hassas, en duyarlı olduğu din konusunu istismar etmektedir.

Bir mahallede veya bir toplulukta eğer birisi-birileri veya ailesi kötülenmek ve toplumdan soyutlanmak istenirse o kişinin adı öyle yada böyle, bir şekilde dillere pelesenk edilir. Atatürkçülük de tıpkı bu şekilde aynı din gibi toplumu bunlardan uzaklaştırmak adına her şeye alet edilmektedir.

Sadece bunlar mı? hayır!
Son 3-5 sene içerisinde bu kanalların dışında farklı bir yerde cevher olduğu kulaklarına fısıldanan sol cenah, Türk Milliyetçiliği'nin maneviyattan arındırılmış öğeleri kucağında bir ulusalcılık akımı peydah eder. Türk Milliyetçiliği; zaten gergin olan toplumsal durumu daha da gerginleştirmemek ve en ufak bir çığlıkta sokaklara dökülecek olan damardaki ateşli kanı milli menfaatler uğruna teskin etmek amacıyla soğutucuya kaldırmıştır öyle de bir soğutulmuştur ki artık çöl sıcağında dahi damla kıpırdamaz hale getirilmiştir.
Değişim kaçınılmazdır! Ülkedeki konjöktürel yapı gereği birşeyler epey yıpranmıştır; Atatürkçülük etimolojik olarak eskidiğinden yerini daha afilli olan Kemalizm, Milli Görüş veya Dincilik yorulduğundan yerini Ilımlı İslamcılık almıştır.
Eskidiği düşünülerek adların değişitirilmesiyle bir heyecan katılan görüşler aynı fikriyatta devam etmektedir. AB'ye uyum yasaları çerçevesinde, BOP çerçevesinde Atatürkçülük'ün bir kaç oku kırılmış diğerlerinin de kavisi arttırıldığından kırılmasına pek gerek kalmamıştır.

Yok yok, aslında ben saçmalıyorum. Mümkün değil böyle şeyler bu ülkede: Baksanıza! yirmi dokuz ekimlere, yirmi üç nisanlara, on dokuz mayıslara, on kasımlara, otuz ağustoslara. Parti liderleri, devlet görevlileri ekranlarda bangır bangır Atatürk'ten söz ediyorlar, inkılaplarından (devrimlerinden) söz ediyorlar, milletimiz için neler yaptığını anlatıyorlar. Koca koca aydın(!) gazetecilerle dolu ulusal gazetelerimizin köşelerinden, gazetelerin manşetlerinden Atatürk ve fikirleri akıyor. Çarşaf çarşaf Atatürk posterleri, ekleri veriyorlar. TV kanalları; "prime time"da ana haberlerde başlayıp ertesi sabahın ikisine üçüne kadar "anchorman" lerinin liderliğinde Atatürk ve Cumhuriyet ve Laiklik yayınları yapıyor, karşıtlarına bot bağları sallanarak gözdağı veriliyordu. Tabi demokrasi de bunları gerektiriyordu.
Hele bunlar ne ki? Atatürk'ün fikirlerinden öte Samsun çıkarmasında yattığı yorgan bile camekanda saklanmakta. Savarona yatı, bandırma vapuru dekore edilmekte. Modacılarımız(!), top model mankenlerimize Atatürk ve Cumhuriyet konseptli tasarımlarını giydirip podyumlarda boy göstermekte en Atatürkçü modacıyım kabilinden.
Bunlar daha hiç bir şey. Ilımlı İslamcı partimize göz dağı vermek sebebiyle düzenlenen o dev mitingler, bunlara bişey diyebilir miyim? Hayır. Evet, derim. Laiklik elden gidiyor, mollalar devletin başını ele geçiriyor diye ortaya çıkan; ilk mitingden sonra ulusal bir hareketten çok ana muhalefet partisinin çaktırmadan bir hassasiyeti kendi leyhine çevirmesi kurnazlığı, Londra'da bölücü terör örgütünün finanse ettiği toplantıda konser verip ardından bizim mitinglere sazının ve sesinin teliyle destek veren münevver(!) şahsiyetin konseri, bunlar mükemmel şeyler değil mi?

Bu olayların cereyanı esnasında bir isim bangır bangır gençliğe; bıraktığı eserlerde nelerle karşılaşacağı bunlara karşı neler yapmaları gerektiğini haykırmıştır ama nafile! Çünkü onun yerine haykırdıklarını söyleyerek, avazları çıktığı kadar adını yırtınanların içi boş haykırışları altında kalmıştır kendi sesi. Yorulmuştur; emperyalizm, kapitalizm ve yobazlık içindeki bu tellalların arasında.

Artık zamanı geçeli çok oldu ama birilerinin bu sese; Selanikli-zamanının evkaf katiplerinden- Ali Rıza Bey oğlu Kemal'e, tedrisat esnasında kazanılan "Mustafa" ile Mustafa Kemal'e, bir milletin küllerinden yeniden doğuşuna önderlik eden Gazi Mustafa Kemal'e cevap vermesi gerekiyor!

30.10.2008

Milletin efendileri

0 yorum
Akşam beyaz ekranda ana haberlerde "Milletin efendileri, cumhuriyet balosunda" haberini görünce dedem geldi birden aklıma. Medyafaresi, fotoğraflarla geçmiş haberi.

Rahmetli bence harika bir adamdı hani derlar ya, dağ gibi adam gerçekten öyleydi. Köylüydü, bir millete efendilik edecek kadar. Sabah namazı öncesinde kalkar. Köy işlerinde çalışırken günlük giysilerini ve kasgetini takar. Akşam ajansına kalmadan yemek yenir. Akşam ajansı bitince bir ara gözden kaybolur, bostana veya hayvanların yanına gider gece yarısından önce eve girip de yastığa başkoyduğunu gören olmamıştır. Hem 93 harbinden hem de milli mücadeleden Gazi bir babanın oğludur.

Haberlerde verilen görüntüleri görünce geldi aklıma, köylü dedem.
Şehre, daha doğrusu ilçeye alışverişe veya maaşını almaya gideceği zaman kalkar kalkmaz ilk iş olarak banyo yapar. Sakal traşını olur, takım elbisesini giyer, serkisoff saatini yeleğine takar, gerilik kasgetini başına, kunduralarını ayağına geçirip salına salına tren istasyonuna doğru yol alırdı. Günlük kıyafetlerinin içindeki adamla, şehre çıkan adamı karşılaştırsanız şaşar kalırdınız. Son tahlilde bu gelen kaç köyün ağası diye bir düşünce alır insanı. Evet benim köylü dedem böyleydi, aynı bizim köyün Kane Dayısı, Fazlı Emmisi, Ezo Dayısı ve en fukarası (İki tosuncukla tapan eden) Mazlum Emmi ve hatta Çoban Sılo gibi. Bu adamlar öyle ahım şahım tedrisat görmüş de değillerdi fakat bu görgülerine hayranlığımı hala daha saklarım. Ülkenin neredeyse en doğu ucunda bazılarına göre medeniyetten, uygarlıktan en uzak köşesinde köyden sıyrılıp şehre çıkarken bir bayram havasına bürünmelerine imrenirdim hep.

Acaba diyorum, bu davette bulunan valinin acelesinden dolayı mı bu köylülerimiz böyle işlerinin başından apar topar alınıp da Cumhuriyet Balosuna sokulmuşlar. Yoksa vali beyin gösterisine ansızın mı katılıvermişlerdi.
Nebilim ya! Bizim köylüler böyle değillerdi, garipsedim birden.