Kısa dalga yayın
25.10.2009
Tüm "Ali (Artin) Kemallere"
Ben Türk’üm Diyorsun, sen Türk değilsin.
Ben İslam’ım diyorsun, değilsin İslam.
Ben, ne ırkım için senden vesika,
Ne de dinim için isterim ilam.
Türklüğe çalıştım zevkim için
Ummadım bu işten asla mükafat.
Bu yüzden bu kadar felaket çektim,
Hiçbir an esefle demedim heyhat.
Hatta ben olsaydım Kürt, Arap, Çerkez,Ermeni…
İlk gayem olurdu Türk Milliyeti.
Çünkü, Türk kuvvetli olursa mutlaka,
Kurtarır her Türk’üm diyen milleti.
Türk olsam, olmasam ben Türk dostuyum,
Türk olsan, olmasan sen Türk düşmanı.
Çünkü, benim gayem Türk’ü yaşatmak,
Senin öldürmek her yaşayanı.
Türklük hem mefkurem, hem de kanımdır,
Sırtımdan alınmaz çünkü, kürk değil.
Türklük hâdimine Türk değil diyen,
Soyca Türk olsa da piçtir Türk değil.
Z.Gökalp
31.12.2008
Eski bir Türk geleneği : Çam Bayramı (Noel)
Bayram, ilk olarak Dünyâ’nın merkezinde, tanrıların ve ruhların dinlendikleri yerde yaşayan Yer-su’ya adanırdı.
Yer-su’nun yanında, gür beyaz sakallı bir ihtiyar olan Ülgen bulunurdu. İnsanlar, onu dâimâ, zengin kırmızı kaftan içinde gördüler. Ülgen, aydınlık ruhların reisi idi. O, altın kapıları olan altın yer-altı sarayında, altın bir taht üzerinde oturmaktaydı. Güneş ve ay, ona itaat ederlerdi.
Çam bayramı, kışın en soğuk (25 aralık) zamanında yapılırdı.
O zaman, gün geceye gâlip gelirdi. Ve güneş, toprak üzerinde daha uzun süre kalırdı. İnsanlar, Ülgen’e duâ ederler, güneşin dönüşü için ona teşekkür ederlerdi. Duâların işitilmesi için Ülgen’in sevgili ağacı olan çamı süslerlerdi. Onu eve getirirler, dallarına parlak kurdelalar bağlarlar, yanına hediyeler yığarlardı.
Bütün gece, güneşin karanlığa gâlibiyeti hâdisesi dolayısıyla eğlenirlerdi. Bütün gece “Koraçun, Koraçun” diye bağırırlardı. Böylece bayramı “Koraçun” diye adlandırdılar; bu söz, eski Türklerin dilinde, “azalsın” mânâsına geliyordu...
Gece azalsın, gündüz artsın!
Çamın etrâfında sabaha kadar “inderbay” adı verilen bir halka (dâirevî) oyunu oynarlardı: İnsanlar, güneşi sembolize eden dâireye katılırlardı. Böylece, semâvî ışık vereni (güneşi) geri dönmeye çağırırlardı. Herkes, en mahrem dileğin, esrârengiz bu gecede, değişmeden gerçekleşeceğine inanırdı.
Gerçekten de, Ülgen, bir kere olsun red cevâbı vermedi, hayatta bir kere olsun mahcup etmedi: Bayramdan sonra gece dâimâ kısaldı; kızıl güneş ise, hep, gökyüzünde daha uzun, daha uzun süre kaldı.
Çam, “Ülgen’in ağacı” diye adlandırıldı. O, tanrıların ve ruhların yer-altı dünyâsı ile insanların dünyâsını birbirine bağlardı. Çam, ok gibi, yukarıya, gökyüzüne çıkan yolu gösteriyordu... Rusça’daki “daroga”(yol), “put’ (yol) mânâsına gelen Türkçe “yol” kelimesi buradan (çamın adından= yol’-yolka) geliyor.
İşte ağacın adının geldiği yer!
Yeni yıl ağacı (çam) bayramı, bugün herkesin mâlumu! Ülgen, gerçekten, yeni bir ad –Ayaz Ata– Noel Baba-aldı; fakat onun bayramdaki rolü ve kıyâfeti aynen kaldı.
Kaftan, şapka, kuşak, deri çizme yâni Ayaz Ata-Noel Baba-’nın kıyâfeti de eski Türklerin gardırobundan. Onlar, tıpatıp böyle bir kıyâfet içinde dolaşıyorlardı. Arkeologlar, bunun doğruluğunu mükemmel bir şekilde ispat ettiler.
Ülgen, efsânelerin söyledikleri gibi, bâzan kılık değiştirirdi. O zaman Erlik adını alırdı. Bununla birlikte, Erlik’in, Ülgen’in kardeşi olması mümkündür...
Mühim başka bir şey var... Eski Türklerde Ülgen ve Erlik, iyiliği ve kötülüğü, ışığı ve karanlığı temsil ediyorlardı. Onun için, 25 Aralık’ta, bütün insanlar, hattâ en kötüler bile, iyi ve cömert olmaktaydılar. Bu târihte, Erlik, kötülük sembolüdür. O, bu gün torba içinde hediyeler getirirdi. Çocuklar da onu ararlardı. Onlar, şarkılarla dolaşırlar, tekerlemeler söylerlerdi.
Kaynak : Kıpçaklar (Murad Adji, Çev.:Fahri Unan)
30.04.2008
301 Köşk'ten döner!
Yapılan değişiklik:
301. Madde'de yer alan " Türklüğü" tanımı "Türk Milleti" olarak,
"Cumhuriyeti" tanımı ise "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak
değiştiriliyor.
Soruşturma açılma izni Bakanlığa veriliyor.
Soruşturma izininin Bakanlığa bırakılması soruşturma ve netice üzerindeki siyasi gölgeyi gözler önüne sermektedir. Soruşturma açılması izin yetkisinin bir siyaside bulunması 301 konusunu tamamen siyasi bir boyuta çekmektedir.
"Cumhuriyeti" tabirinin "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak değiştirilmesi düşünce özgürlüğü açısından olumlu ama değişiklik, hassas çevreler tarafından rejim problemi yaratabilir.
Esas önemli olan "Türklük" tanımı. Çünkü pozitif hukukumuzda millet değerlendirmesi özellikle Anayasa açısından "Türklük" tanımı üzerinden yapılmıştır. Bu sebepledir ki bu yasanın Köşk'ten döneceği kanaatindeyim.
Ayrıca bir hususa da değinmekte fayda var. TBMM'deki 301 tartışmaları esnasında şuradaki yazımda dile getirdiğim konuyu dikkate alanın sadece DTP olması ilgimi çekti:
Tabi öncesinde aklınız neredeydi? Kimse düşünemedi siz bari suç duyurusunda bulunsaydınız demek lazım ama bu da birşeydir. En azından Türklük tanımına sahip çıkıp uygulamalardan veryansın etmek de onlar açısından bir gelişmedir heralde. Bu veryansını da 301. Maddenin değişeceği konusuna kesin baktıklarından dolayı dile getirdiklerini düşünüyorum.KÜRTLER'E HAKARET EDENLERE 301'DEN DAVA AÇILMADI
DTP Grubu adına konuşan Batman
Milletvekili Bengi Yıldız, Kürtlere hakaret edenlere 301. maddeden dava
açılmadığını iddia ederek, ''Türklüğün bir üst kimlik haline gelebilmesi için
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına hakaretten
dolayı insanlar ceza alsaydı, Türklük gerçek anlamda üst kimlik olabilirdi. Kim
hangi ırka, mensubiyete hakaret ediyorsa, esas o haindir. Birileri kınanıyor,
eleştiriliyor, hakarete uğruyorsa, o ülkenin bütünlüğüne, birliğine bir dinamit
konuluyor'' diye konuştu.
Bu yaklaşımı daha önce sergilemiş olsalardı herşey daha farklı olurdu.
Köşk görelim neyler...
18.04.2008
Pozitif hukuk kaynaklarından Türklük tanımını çıkarmak bölücülüktür.
T.C Anayasası MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan
herkes Türktür.
Türk Ceza Kanunu Madde 301 - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti
veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
M.S. 9 yy dan itibaren Bizans kaynaklarında Anadolu Türkiye diye tabir edilmekle birlikte Doğu kaynaklarında da Doğu Roma hükümranlığı altına girdiğinden dolayı Rûmi diye tabir edilmiştir. Yine batılı kaynaklarda(gezgin günlükleri, diplomatik yazışmalar) 20.yy başlarından itibaren Anadolu Türkiye olarak nitelendirilmiştir. Bunun en büyük sebebi o söz edilen dönemlerde bu topraklarda Türk hükümranlığının sürmesidir.
Günümüzde artık hem batı hem de doğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını artık etnik kökenine inmeden Türk olarak nitelendirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip herkes dünya genelinde ağırlıkla Türk olarak tanımlanmaktadır. Türk adı artık etnik kökenler üstü bir konuma ulaşmıştır. Yurtdışında başarı kazanan olsun, huzursuzluk çıkaran olsun taşıdığı vatandaşlıktan dolayı Türk olarak nitelendirilmektedir ve halkımız hem de devletimiz açısından iyi şeylere sebep olan gurur kaynağı, kötü şeylere sebep olan utanç kaynağı olmaktadır Türk olarak.
Özellikle sporda ağırlıkla olimpiyatlarda ülkemizi temsil etmek ve faaliyet göstermek üzere T.C. vatandaşlığı verilen insanlar duygularını dile getirirken Türk olmanın verdiği gururdan ve sevinçten bahsederler. Çünkü onlar da dünyadaki kanı üzerine Türk oldukları bilirler.
Şimdi AB baskısı ve çeşitli işgüzarların desteğiyle TCK 301'de ve Anayasa da yer alan Türklük tanımı değiştirilerek ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Şunun şurasında yuvarlak hesap 200 senedir bir devlet olmuş ABD bile çok kültürlü halkını bir arada tutmak için türlü çabalar harcarken, AB kendi içinde etnik parçalanmalara çözüm bulamazken fikir özgürlüğü fırtınasını arkalarına almışlar yüzyıllardır bir halkı birleştirip millet olmalarının önünü açan bir birliktelik kavramını etnik düzeye indirerek ortadan kaldırmaya çalışmaktalar.
TCK 301 yorumlanırken Türklük kimliğinin barındırdığı bütün etnisite dikkate alınarak değerlendirilmeli. Çünkü Türklüğü aşağılamak, Kürtleri, Çerkesleri, Tatarları vb T.C. vatandaşlığına sahip Türklüğü var eden etnik değerleri de aşağılamaktır. Kamuoyunda bu şekilde değerlendirildiğine, Türklüğün etnik bir değer olarak algılanmasından dolayı hiç rastlamadım. Bu hem savcıların hem de bu konuda duyarlı insanların gözünden kaçan bir noktadır diye düşünüyorum. Ayrıca halkın büyük çoğunluğunun özellikle aydınların pozitif hukuk kaynaklarındaki Türklük tanımının bu durumunu göz ardı ettikleri kanaatindeyim belki de bilinçli olarak bu yaklaşım gündeme getirilmiyor. Kim bilir?
Bugün varolan bütüne sahip çıkmayan insanlar, yarın kendilerine etnik bir bütünlük sağlama sözü verenler karşısında kendi bütünlüklerine nasıl sahip çıkacaklar acaba?
Dünya çapında, içinde barındırdığı bütün etnik unsurlarla beraber bir milleti tanımlayan Türklüğü; etnik bir düzeye çekmeye calışarak milletin bütünlüğü açısından müthiş önemli bir bağı koparmanın peşindeler. Ve eğer bu başarılı olursa orta vadede emperyalizmin kurbanı bir toplum olmaktan öteye gidemeyeceğiz.
Artık böl-parçala-yönet sisteminin işlerliğinden tereddüt eden var mı bilmiyorum, tereddüt edenlere de yakın tarih Orta Avrupa'sını incelemelerini öneriyorum.
Bir topluluğu millet yapan herşeye el atılıp millet nezdindeki değerleri sıfıra çekilmeye çalışılıyor. Bireyselleşme rüzgarıyla ebeveynle çocuklar arasında uçurum giderek büyüyor, ekonomik sebepler nedeniyle insanlar çekirdek aile yapısına bürünerek toplumdan kendini soyutluyor, yine ekonomik sebepler dolayısıyla gençlik aile olmanın sorumluluğundan kaçıyor. Şuursuzca eğitim sistemi daha kendini tanımayan çocukları bireyselleşmenin kasırgasına sürükleyerek, ana-baba, öğretmen, büyük-küçük bilmeyen egoist gençliğin oluşmasına sebep oluyor.
Düzeni kuran pozitif hukuk kaynaklarından bir topluluğu millet yapan değerlerin ayıklanması çözülmeye giden süreçte parça tesirli bir bombadır.
Başta T.C. Anayasası olmak üzere pozitif hukuk kaynaklarından Türklük tanımı çıkarmak bölücülüktür. Üniter devlet yapısının temeline ve toplum huzuruna konan bir bombadır.
Türklük; etnisite üstü bir tanımdır ve bunu ortadan kaldırmak halkı ve devleti bölmekten başka birşey değildir. Türklük altında hayatiyetine devam eden herkesten Türklük tanımını tekrar bir düşünmelerini rica ediyorum.
Emperyalizm, Türklük gibi dünya çapında kabul görmüş bir kimlikle varolma durumları elllerinden alınan hangi etnik topluluğa özgürce yaşama şansı verir sizce?