Kısa dalga yayın

6.12.2008

Erkeklerin ateşle imtihanı

0 yorum
Birçok gazete ve tv haberine de konu olmuştur; ateşle oynayan çocuk evi yaktı, samanlığı yaktı vs.
Kendi çocukluğumu hatırlıyorum; bir zaman evdeki çekyatın arkasında gizli gizli kibriti yakıp seyrederken çekyatın arkasındaki bezin bir ucunun tutuştuğunu ve bez tamamen yanana kadar zor söndürdüğümü hatırlarım. Annem temizlik yaparken farketmiş bir şekilde kapanmıştı olay. Yine çocukluğumda yaz tatilinde köyde derede balık tutarken ne için yaktığımızı hatırlamıyorum bir tarlayı tutuşturmuştuk da elbiselerimizi ıslatıp alevleri döverek ancak söndürebilmiştik. Ta köyden bile yanık tarla belli oluyordu tabi o olaydan da bir şekilde yırttık kalmadı üzerimize. Sonrasında sokakta bulduğumuz kağıtları, kaldırım kenarlarında biriken kavak pamukçuklarını ne bulursak yakıyorduk. Şehrin ortasında, bakkalın deposundan meyve kasalarını yürütür, sokak ortasında yakarak üzerinden atlardık.

Erkek olup da çocukluğunda ateşle oynamayan veya bir yeri tutuşturmayan pek yoktur sanıyorum.Varsa da bence o erkek değildir. Şaka bir yana ciddi ciddi erkek kısmısının çocukluğunda baş gösteren bu ateşle oynama sevdasını seciyesindeki yok etme tutkusuna bağlıyorum.

Çocuk psikologları; (genelde erkek) çocuklardaki bu ateşe yatkınlığı psikopatolojik bir hastalık olarak tanımlıyor. Demek ki bütün erkekler olarak, kafadan dünyaya ruh hastası olarak geliyoruz.  Bilim, hastalık deyip çıkıyor işin içinden ama bence o kadar basit değil başka bir unsur var bu ateş işinde.

Düşünüyorum, ateş deyince aklıma ilk gelen şeytan oluyor. Dumansız ateşten yaratıldığı bilinir. (Kur'an-ı Kerim,Sâd 76) Bu ne demeye geliyor? Ben bu durumda şeytanın, akıl çelme konusunda erkekler üzerinde kadınlara göre daha etkili olduğunu düşünüyorum. Çocukluktan başlayan bu zayıf seciye insanın kendini ve şeytanı kavrayabilmesiyle yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Fakat nefsini törpüleyemeyen insanın içindeki bu ateş tutkusu ilerleyen yaşlarda daha da etkili şekilde baş gösteriyor.
Erkek, şeytandan kendini korumakta acizlik, irade zayıflığı gösterdiği ve diğer erkeklerdeki bu zayıflığı da bildiğinden dolayı ailesindeki hanım kısmısını diğer erkeklerden sürekli saklamak ihtiyacı hissediyor ve sonuçta yüzlerce yıldır üst üste binen bu zayıflığı örtme çabaları hatun kısmısı üzerinde bir baskıya dönüşüyor. Bu baskı özellikle hatun kısmısı üzerinde olmasına rağmen başka şekillerde erkeğin gizli baskı sebebi olarak baş gösteriyor.
Sonuç olarak erkek kısmısı, kendi iradesine sahip olamadığı, dizginleyemediği için sürekli onu tahrik edecek unsurları göz önünden ötelemek, saklamak, ihtiyacı gösteriyor. Bu dediğim elbette ki iradesinin zayıflığının farkına varıp onunla savaşamayan ama tahrik unsuru gördüğü şeyleri göz önünden kaldırmaya yönelik eğilim gösteren bir tip. Bir de başka bir tip var ki bu da bu zayıflığın farkında olmayan ve sürgit aileyi, toplumu, milleti, insanlığı, dünyayı şeytanla kolkola perişan edecek zulmü fiilen ortaya tiptir.

Erkeklerin ateşle imtihanı; aileden tutun da insanlık varlığının üzerindeki karabasandır. Bu imtihandan başarıyla çıkmak ise bir insanın nefse, şeytana yenik düşmeyip merhameti, iyiliği, hoşgörüyü, tevazuyu, kanaatkarlığı ortaya koymasıyla mümkün olabilir kanımca.

5.12.2008

Özürlü aydınlar

1 yorum
Ülkemiz aydınlarını(?) anlamakta zorluk çekiyorum, yeteri kadar liberal demokrat olamadığımdan mı? Kesin, AB normlarına uyduramadık gitti şu demokratlığımızı!
Ülkemizin  özür dileme komisyonu tarafından geleneksel hale getirilen "soykırım için özür dilerim" etkinliklerinin bilmem kaçıncısı tekrar başladı.  Acaba diyorum ben de ottan boktan, altından kalkamadığım veya araştırmak için götümün yemediği veya nemalanacağım bir yer bulup onların tezlerini savunmak amacıyla, milletime atılmış ne kadar iftira varsa hepsi için bir özür dileme komisyonuna girsem, aydın olur muyum acaba? Ya da şöyle geçmişin kurucu unsurlarını, Osmanlıyı, Selçukluyu vs kökten reddedip ondan sonra günah çıkarmak maksadıyla hatalarını(?) kabullenip yine bir özür dileme seansına katılsam, milletimin bağrından tarihinden Brükselin şefaatine sığınsam beni de AB nin aydınlar kulübüne alırlar mı?

Yoook yağma yook, beni elbette almazlar. Çünkü benim akademik veya basın gücüm olmadığından adamların tezlerini savunmak için verdiği kaynakları harcayacağım bir bilimsel araştırma ortamım yok.
Dileyin kardeşim dileyin! Özür mü şefaat mi ne diliyorsanız dileyin ama benim ve milletimin adına değil. Kendi adınıza kendi tarihinizden ve inandığınız etik değerlerden.
İşgal vakti ananızı bellemek için sıraya girmiş adamlardan özür dilemeyi içiniz kaldırıyorsa, dileyin tabi.
Hatta diyorum zamanında deli fişek ittihatçılara gazı veren Almanlara bir el uzatsanız, geçmişleri adına özür dilemeyi pek bi severler. Belki o zamanki pişteklerini hatırlar da sizin yerinize dahi özür dilerler.
Bağlantılar : 1 2 3 4

1.12.2008

İran idam cezasını beceremiyor

0 yorum
Belki de "İran neyi becerebilmiş ki zaten?", diye soruyorsunuzdur içindizden. Orası farklı bir mesele.
Şu uygar dünyada tahammül edemediklerimin içerisinde ceza hukukunun suçluları ıslah etme sevdası geliyor. Suçluyu, hele ki cinayet, tecavüz, ırza geçme (çocuklara karşı yapılanlarını aklıma bile getirmek istemiyorum) gibi suçları işleyenleri  ıslah etmeye çalışmak topluma ve suç mağdurlarına karşı işlenmiş bir suç gibi geliyor bana. Caydırıcılıktan öte suçluyu teşvik etmeye yönelik cezalara tahammül edemiyorum.

İdam gibi cezanın infaz şeklini de önemsiyorum:
Yağlı ilmek boğaza geçirilir. Birkaç basamak ile yüksek bir nesneye çıkarılır. Bu sandalye olabilir. Ayağını yerden kesecek kadar. Bir tekme atılır ve kişi sallanır.(sallanma tabiri) Bu idamın felsefesinde ip tıpkı bir köleye ve köpeğe takıldığı gibi boyna takılır. Mesaj şudur: "Sen işlediğin suçla şeytanın bir kölesisin. Bunu boynuna takıyor ve hayatına son veriyoruz."

Ayakla tekme ise işlediği suçtan ve günahtan dolayı hakir görmeyi simgeler.*
Bu yüzden İran'ın ve benzer ülkelerin  idam cezalarını infaz görüntüleri midemi bulandırıyor. Cezanın infazı, insanın varlığına son verirken dahi saygı uyandırmalı cezayı kesen otoritenin insanlığa duyduğu saygı açısından. Bir vinçin ucunda sallanan bok çuvalı gibi asılmış cesetleri teşhir etmek idam değil bir rezillik ve o cezayı kesen otoritenin suçu cezalandırmaktan ziyade toplumu cezalandırmasıdır. Başta da bahsettiğim gibi suçları işleyen suçluyu ıslah etme çabası hem insanın varlığını hem de oluşturduğu toplumu yok saymaktır bence. İdam cezasını uygulamamak, kaldırmak bence ilkelliğin ta kendisidir.