Kısa dalga yayın

kurban bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurban bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.11.2011

Bayramın Azizliği

0 yorum
Babamın kurbanını kesmek üzere kahvaltıdan sonra kurbanı aldıkları köye gittik, saat dokuz gibiydi. Kurbanın kesilip askıya alınması için en son sıradaydık. Kurban satıcısının aynı zamanda kasaplık yaparken ayağına baltayı kaydırmasıyla kesimler sekteye uğradı. Saat iki  gibi sıra geldi. Bir buçuk saate kurban askıdan indirilip bize teslim edildi. Böl parçala, tart, dağıt işini ancak akşam ezanı saatine bitiriverdik. Sabahın dokuzundan akşama kadar yediğim rüzgar, başlayan eklem ağrıları ek olarak eğik çalışma nedeniyle bel ağrısı sol avuç içinde bir kesik kurbanın diyeti olmuş oldu.
Kesim yöntemi hiç onaylamadığım, hayvanın yarısı bir ayağından bağlı şekilde traktörle askıya çekilmiş vaziyette. Kanlar beton zeminde sağa sola fışkırıyor, revana dönmüş. Ne kadar böyle kesilmemesi gerektiğini söylesem de yanımızdaki hissedar imamın ve tarım müdürünün bu konuda rahatlığı ve ayrıca kurbanda herhangi bir hisseye ve doğal olarak söz hakkına sahip olmamam nedeniyle etkili olamadım.
Hem sosyal hayatta hem dini hayatta çoğunlukla olduğu gibi insanlar yaptıklarına bigane. Ne kurbana, ne hayvana ne de ibadete hiç saygı yok. Allah kabul etsin. Mal sahibi işin ticaretinde hissedarlar soğukta kurbanı bir an evvel kaldırıp eve gitmenin peşinde oldukça bu işler öyle bir-iki kişinin çığırmasıyla düzelecek gibi değil.
Kurbanınız  kabul bayramınız hayır olsun.

Asıl bayramın azizliği otomobille eve dönünce ortaya çıktı. Uğraş uğraş bagaz açılmaz. Kurban eti bagajda kilitli kaldı. O kadar süre beklemenin üstüne yediğim ayaz, ortaya çıkan ağrılar ve üstüne etin bagajda kilitli kalması tuz biber oldu. Bir iki saat dinlenme, uyumaya çalışma ama yok olmadı. Sinirlerimi fırlatan bagajın kilitli kalması çıkmadı bir türlü aklımdan. Kardeşimi aldığım gibi çıktık arabayla çarşıya, çilingir aramaya. Birini arasın, bayramda çalışmaz. Birini ararsın o da çalışmaz başka birine yönlendirir o da güzel bir fiyat ister servis ücreti olarak. Başka bir çilingiri ararsın o da okkalı fiyatı isteyen adam olmasın mı. Bayramdı seyrandı mıhabbetine ufak bir pazarlıkla çilingiri ikna etme işi tamam. Çilingiri beklerken aklımdan geçen "Şimdi ister misin adam gelsin kilide iki sağ sol yapsın ve açılsın?" Çünkü genelde bu işler böyle olur, bilgisayarlara müdahalelerimden bilirim. Bu düşüncemi kardeşime de söyledim fakat pek önemsemedi. 10-15 dakika sonra gelen çilingir önce anahtarı taktı bir denedi ııı ıhh, tık yok. Sonrasında kilit yuvasına sıkılan pas sökücü bir sprey; bir sağa, bir yukarı... Çıling, işlem tamam. Kapak açıldı. Ben kilidin arasına poşet falan sıkışmış olabileceğini düşünürken lanet olası kilit tam da bozulacak bayramı bulmuş. Vardır bir hayır dedik, adamın elimizden kısmeti varmış dedik. Ama o kadar sıkıntının üstüne keyfim yerine geldi mi? Eşşeğini kaybedip bulan adam misali geldi, şükürler olsun.

7.12.2008

Eski bayramların yerini biliyorum

0 yorum
Bayramların beylik serzenişidir : Nerde o eski bayramlar?

Gencinden yaşlısına hepimiz bir arayış içerisindeyiz, "nerede, nerede o eski bayramlar?" diye. Hiç düşündünüz mü acaba bu soruyu sorarken neyi aradığımızı? Gerçekten eski bayramları mı arıyoruz?

Eski derken neyi kastediyoruz, bayramları mı kendimizi mi?
Eskiden, uzakta olan sevdiklerimize ulaşmak şimdikinden çok daha zordu. Bayram kutlamak için, bayram kartları yazılır, göndermek için postanelerde sıraya girilirdi. Bazen bayram kartı yerine yeni doğan çocuğun, askerden dönen yeğenin, evlenen kızın, ailenin bir arada fotoğrafın arkasına kutlama temennileri yazılarak gönderildi. Şansı olup da telefon bağlatmış olanlar düşürebilirlerse karşı tarafla bir kaç dakika telefonda bayramlaşırlardı.

Ulaşım imkanları daha da kısıtlıydı bugüne göre. Trenden yer ayırtmayı başarabilirsen ne ala yoksa bir dünya para ayırıp otobüsle memlekete, büyüklerin yanına gitme imkanı sağlanabilirdi.

Peki şimdi? Bilgisayardan iki tık tıkla karşındaki insan görüntülü olarak karşında, her dakika telefonla görüşme imkanı var. Ulaşım desen uçakla seyahat fiyatları otobüslerden neredeyse daha ucuz, zamandan bile kazanabiliyorsunuz.

Peki hasretin mesafesini bu kadar azaltan imkanlar elimizin altında iken neden hala daha geçmişe öykünüyor, hasretini çekiyoruz?

Endişelerimiz bugünkülerden çok daha farklıydı, samimiydi. Çünkü o zaman ki endişelerimiz; sevdiklerimizle aramızdaki mesafeler, sevdiğimizin iki dakika olsun sesini görebilmek, yeni doğmuş yeğenin fotoğrafını görebilmek ve küçükler için büyüklerden alınacak bir kaç lira harçlıktı. Bugünlerde el öpmek çağdışı bir gelenek haline geldi. Sadece yaşlıların gönlünü almak ve bir an önce inzivaya çekilip kafayı dinleyebilmek için yerine getirilip bir an evvel  kalabalıktan sıyrılınması gereken bir gelenek. Kucaklaşmak, sevdiğine sıkıca sarılmak bile abes hale geldi. Kendimizi, sevgiyi, bir arada olmayı, muhabbeti, paylaşmayı unuttuk...

Bugün geçmişe nazaran bir çok imkan olmasına rağmen hasretlerimizi, hasletlerimizi kaybettik, endişelerimiz, beklentilerimiz değişti. Geçmişte zamanın büyük kısmını kendimize ve sevdiklerimize ayırabilirken bugün hayatımızı devam ettirebilmek için işimize ayırmak zorundayız. Tamamlanacak tasarılarımız, yetiştirilecek siparişlerimiz, bitirilecek işlerimiz, gönderilecek -epostalarımız, hazırlanacak raporlarımız bize fırsat vermiyor. Kafamızı kaşımaya dahi vakit ayırma imkanı vermeyen iş dünyamız bir-iki günlük bayram tatillerinde hasretlerimizi gidermeye değil kendimize bir nebze olsun bütün dünyadan sıyrılıp nefes almaya zorluyor.

Geçmişe göre üretim yapıları, tüketim yapıları, mesafeler, imkanlar,duygular ne varsa değişti, bayramlardan başka.

Evet doğru anladınız, bayramlar hiçbir yere gitmedi. Hepimiz sadece üstünü örttük, görmezden gelebilmek için.
Nerede o eski bayramlar? Eski bayramlar kalbinizde, sadece üzerindeki örtüyü kaldırmanız yeterli.Kendimizi kandırmayalım...

30.11.2007

Tarihi dahi ağlatacak buluşu açıklıyorum

0 yorum

Şu bağlantısını verdiğim yazımda buluşumdan bahsetmiştim ve bir yerinde şöyle demiştim:

Değil Türkiye ve dünyanın ; değil bu yılın, değil bu asrın, değil bu milenyumun, tarihin bile bu zamana kadar görmediği ve sayfalarına yazmadığı bir buluşa imza
atıyorum. İnsanlık tarihi böyle birşeyle karşılaşmadı ve değil ki bir daha
karşılaşsın.
Daha fazla birşey yazmayacağım buluşuma bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun.