Son günlerde akıl almaz derecede gerçekçi rüyalar görmekteyim (yoksa kabus mu desem?) ve bu gerçekçi rüyaların tesiri gözlerimi açmamdan akşam saatlerine kadar devam etmekte. Tesirinden kurtulmak için çaba sarf etmeme rağmen bir anda kurtulmak mümkün olmuyor.
Rüyalarımdan en tesirli olanlarından kısaca bahsetmek isterim:
Bir dağ başı, nerede olduğumu düşünmüyorum hava buz kesmiş, soğuktan ellerim ayaklarım tutmayacak derecede donmuş. Üzerimde asker üniforması var ama elimde silah yok. Tipi başgösteriyor, önümü görmekte zorlanıyorum. İleride bazı karartılar seciliyor fakat net göremiyorum.
Bir anda kadın bir teröristle göz göze geliyorum. İkimiz de sürünürek ilerlemeye çabalıyoruz o, kucağındaki kalaşnikofa sıkı sıkıya sarılmış ama bana doğrultmuyor, kucağına almış. Boynuna puşi dolamış, üzerinde parka, altında şalvar ayaklarında da kara lastik var. Uzanıp ayak bileğinden yakalıyorum o anda silah sesleri duyulmaya başlıyor. Kaçmaya çalışıyor, ne silahını doğrultuyor ne de birşey söylüyor sadece bakıyor ve kaçmaya çabalıyor. Silah sesleri, top sesleri, helikopter, tipi sesleri birbirine karışıyor ortalık beyaz bir cehennem gibi. "Gitme!", diyorum "Orada ölüm var, çıkış yok" diyorum dinlemiyor tekrar dönüp bana baktığı anda bir bebek ağlaması bütün sesleri susturuyor ve ben buz gibi ter basmış bedenimle yatağımda büzüşmüş bir şekilde uyanıyorum, gözlerim açıp sadece bön bön karanlığa bakıyorum ve besleme çekip tekrar uyumaya çalışıyorum.
Bir başkası:
Bir uçurumun üzerine kurulmuş, esen rüzgarda çatır çutur sesler eşliğinde sallanan ahşap bir köprünün tam ortasında elinde Türk bayrağı ile bir bebek oturuyor ve köprünün iki ucundan da kimi türban lehine kimi aleyhine sloganlar atan gruplar köprüye doğru ilerliyorlar. Gruplardan ilk kişilerin köprüye ayak basmasıyla benim uyanmam bir oluyor.
Bir vatandaş olarak artık bu rüyaları(!) ruhen ve beynen kaldıramıyorum. Ülke geleceğinde söz sahibi iktidar sahiplerinin veya diğer müdahillerin, başlarını yastığa koyduklarında gönül rahatlığıyla bir uyku çekip çekmediklerini muazzam bir şekilde merak ediyorum. Artık katlanamadığımdan dolayı, ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum ama televizyondan (dizi, tartışma ve haberlerden) , gazetelerden elimi ayağımı çekmek ve pek mümkün görünmese de huzuru yaşamak istiyorum.
Kısa dalga yayın
4.02.2008
Rüyalarımla ülkem
Gönderen
Emir ALP
Etiketler:
açlık,
adalet,
başörtüsü,
can sıkanlar,
işsizlik,
kalkınma,
kışlada türban,
terör
2.02.2008
İslam adabı ve otomatik abdest alma makinesi
İslam bilgini değilim elbette. Müslüman bir insan olarak; İbadetlerini yapmak adına İslam'a gölge düşürüp sosyal hayata (bence) yanlış yansıtan, menfii tepkilere yol açan davranışları eleştirme ve fikrimi beyan etme hakkım olduğu kanaatindeyim.
Bu yazıyı gazeteportta yer alan bir haber üzerine yazma ihtiyacı hissettim. Bu haber ilk değil daha önce de Ayşe Arman, kendisine mektup gönderen okuyucusunun görüşleri doğrultusunda bunu gündeme getirmişti. Okuyucusu, Sabancı Müzesi tuvaletindeki lavaboda abdest alan bir hanımın davranışına tepkisinden söz ediyordu.
Öncelikle şunu belirteyim: Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemi camilerinde hiçbir zaman tuvalet ile abdesthane yada şadırvan aynı ortamda yer almaz. Hatta şadırvanlar kendi başlarına bir yapı olarak inşa edilmiştir. Son zamanlarda yapılan camilerin bazılarında da bu hassasiyete dikkat edilmiş ve tuvalet ile şadırvanlar ayrı mekanlara konumlandırılmıştır. İslamdaki temizlik adabı gereğince olması gereken de budur.
Bu noktadan hareketle dindar bir Müslüman abdest alırken öncelikle bu adaba uymak hatta bu adaptan ziyade namazın farzlarından biri olan "necaseten taharet"e riayet etmek zorundadır. Bu sebeple abdest alınırken, abdest alınacak yerin temiz olmasına ve etraftan herhangi bir şekilde elbiseye, bedene pislik sıçramamasına ve bulaşmamasına dikkat etme gereği itibariyle tuvaletle içiçe lavabolarda abdest almak pek de uygun olmamaktadır.
Dindar kişinin abdest alırken bu özellikleri de göz önünde bulundurarak umuma açık tuvalatlerin lavabolarında abdest almaya yeltenmemesi daha yerinde bir düşünce olur.
Bunun haricinde bir de işin sosyal adaba mugayir durumu göz önüne alınmalıdır. Bir abdesthanede veya şadırvanda aynı maksatla bir araya gelen insanlar bulunduğu için ortaya çıkan görüntü (çıplak ayaklar, ıslak uzuvlar vb) rahatsızlığa sebebiyet vermemektedir. Oysa umuma açık, kamu kurumları veya özel kurumlar ve işletmelerdeki tuvaletlerde durum böyle olmamaktadır. Orada bulunan insanlar sizin sergilediğiniz görüntüyü, hassasiyetleri veya fikirleri sebebiyle ortama ve düzene uygun bulmayarak söz ettiğim olaylardaki gibi garip ve hatta kabullenemez bir tutum sergileyebilirler, yadırgamamak gerekli. Öncelikle mensubu olunan İslam dininden, insanları iğrendirip soğutmamak adına diğer insanların bu hassasiyetleri göz önüne alınarak bu tür sahnelere meydan vermemek daha yerinde olur diye düşünüyorum.
Başka bir konu olarak ele alındığında; mevcut iktidar partisinin dindarlığını ön plana çıkarması hasebiyle siyasetini sürdürmesi, bu şekilde vuku bulan sahnelere karşı insanların öfkesini körüklemektedir. İnsanlar (bence yanlış olsa da) daha önceleri de bu tür davranışlarda bulunuyorlardı ama adabı elden bırakmamak kaydıyla. Şimdi ise mevcut iktidarın dindarlığını ön plana çıkarmasıyla, iktidarı da yanlarında gören kişiler zamanla içlerine sindirmek zorunda kaldıkları ezilmişlik hissini bu şekilde giderme yoluna gidiyorlar diye düşünüyorum. Dediğim gibi bu tür davranışlar yeni ortaya çıkıyor değil ama iktidar partisine öfke duyan insanlar artık bu tür davranışları doğrudan siyasi bir mücadele ve kafa tutma olarak gördüklerinden dolayı dile getirmeye ve gündeme sokmaya daha fazla çaba harcamaktalar.
Bazılarının dediği şekilde dile getirecek olursam; artık şehirlileşmeye başlayan dindar insanların ihtiyaçlarının da hizmet veya mal üreten sermaye tarafından dikkate alınarak hem ihtiyaçlar giderilmeli hem de toplumdaki bu tür çatışmaların(!) ortaya çıkması engellenmeli.
Bu kadar yazdıktan sonra Emre Aköz'ün yazısı da yerini bulur heralde!
Şurada da Emre Aköz'ün yazısında bahsettiği patent süreci devam eden otomatik abdest alma makinesi hakkında diğer görüntü ve bilgiler yer alıyor. Bu da başka bir model.
Bu yazıyı gazeteportta yer alan bir haber üzerine yazma ihtiyacı hissettim. Bu haber ilk değil daha önce de Ayşe Arman, kendisine mektup gönderen okuyucusunun görüşleri doğrultusunda bunu gündeme getirmişti. Okuyucusu, Sabancı Müzesi tuvaletindeki lavaboda abdest alan bir hanımın davranışına tepkisinden söz ediyordu.
Bu noktadan hareketle dindar bir Müslüman abdest alırken öncelikle bu adaba uymak hatta bu adaptan ziyade namazın farzlarından biri olan "necaseten taharet"e riayet etmek zorundadır. Bu sebeple abdest alınırken, abdest alınacak yerin temiz olmasına ve etraftan herhangi bir şekilde elbiseye, bedene pislik sıçramamasına ve bulaşmamasına dikkat etme gereği itibariyle tuvaletle içiçe lavabolarda abdest almak pek de uygun olmamaktadır.
Dindar kişinin abdest alırken bu özellikleri de göz önünde bulundurarak umuma açık tuvalatlerin lavabolarında abdest almaya yeltenmemesi daha yerinde bir düşünce olur.
Bunun haricinde bir de işin sosyal adaba mugayir durumu göz önüne alınmalıdır. Bir abdesthanede veya şadırvanda aynı maksatla bir araya gelen insanlar bulunduğu için ortaya çıkan görüntü (çıplak ayaklar, ıslak uzuvlar vb) rahatsızlığa sebebiyet vermemektedir. Oysa umuma açık, kamu kurumları veya özel kurumlar ve işletmelerdeki tuvaletlerde durum böyle olmamaktadır. Orada bulunan insanlar sizin sergilediğiniz görüntüyü, hassasiyetleri veya fikirleri sebebiyle ortama ve düzene uygun bulmayarak söz ettiğim olaylardaki gibi garip ve hatta kabullenemez bir tutum sergileyebilirler, yadırgamamak gerekli. Öncelikle mensubu olunan İslam dininden, insanları iğrendirip soğutmamak adına diğer insanların bu hassasiyetleri göz önüne alınarak bu tür sahnelere meydan vermemek daha yerinde olur diye düşünüyorum.
Başka bir konu olarak ele alındığında; mevcut iktidar partisinin dindarlığını ön plana çıkarması hasebiyle siyasetini sürdürmesi, bu şekilde vuku bulan sahnelere karşı insanların öfkesini körüklemektedir. İnsanlar (bence yanlış olsa da) daha önceleri de bu tür davranışlarda bulunuyorlardı ama adabı elden bırakmamak kaydıyla. Şimdi ise mevcut iktidarın dindarlığını ön plana çıkarmasıyla, iktidarı da yanlarında gören kişiler zamanla içlerine sindirmek zorunda kaldıkları ezilmişlik hissini bu şekilde giderme yoluna gidiyorlar diye düşünüyorum. Dediğim gibi bu tür davranışlar yeni ortaya çıkıyor değil ama iktidar partisine öfke duyan insanlar artık bu tür davranışları doğrudan siyasi bir mücadele ve kafa tutma olarak gördüklerinden dolayı dile getirmeye ve gündeme sokmaya daha fazla çaba harcamaktalar.
Bazılarının dediği şekilde dile getirecek olursam; artık şehirlileşmeye başlayan dindar insanların ihtiyaçlarının da hizmet veya mal üreten sermaye tarafından dikkate alınarak hem ihtiyaçlar giderilmeli hem de toplumdaki bu tür çatışmaların(!) ortaya çıkması engellenmeli.
Bu kadar yazdıktan sonra Emre Aköz'ün yazısı da yerini bulur heralde!Şurada da Emre Aköz'ün yazısında bahsettiği patent süreci devam eden otomatik abdest alma makinesi hakkında diğer görüntü ve bilgiler yer alıyor. Bu da başka bir model.
1.02.2008
Başörtüsü karşıtlarının acınası ahvalleri
Bir çocuğun elinden eğlenmek veya cezalandırmak maksadıyla hiç şekerini aldınız mı bilmiyorum, bunu denediğinizde göreceksiniz ki bugün MHP ve AKP'nin başörtüsüne yükseköğrenimde serbestlik getirmesi için yaptığı teklife muhaliflerin tepkisi o elinden şekerini aldığınız çocuğun tepkisiyle aynıdır.
Bir siyasal simge olduğu gerekçesiyle yükseköğrenimde takılmasına karşı çıkılan türban, bu ikili sayesinde siyasi simge türban dışında halkımızın geleneksel olarak başını örtmek için kullandığı bağlama şekliyle ele alınarak inancı gereği başını örten insanlara yükseköğrenimde bir şans tanımak için güzel bir fırsat. Gel gör ki bu insanlara bunu çok görenler eksik kalmıyor. MHP ve AKP'nin teklifine karşı çıkan güruhların tavırlarını ele almam arzusundayım.
1 - Başı türbanla örtülü olup, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı olanlar:
Bu insanların tavırları başlarındaki örtünün amacının samimiyetine gölge düşürüyor ve illa da türban diye tutturuyorlar. Madem inancın gereği başını örtme peşindesin inançlı bir insan için biçim, karşı çıktığınız kadar belirleyici olmamalı. İslam'ın özü itibariyle amaç/niyet önemli olduğundan biçime takılıp kalmak inancın istismara dönüşmesinin en büyük belirtisidir. Durum itibariyle bir karar vermeleri gerekiyor: İnandıkları gibi başlarını örterek öğrenim görmek mi istiyorlar yoksa başlarındaki örtüyle takiye yapanlara alet olmak arzusundalar mı?
2- Başı örtülü olmayıp kadın/erkek, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı çıkanlar:
Bunların tavırları en çok gülünesi olanı. İlk etapta türban bir siyasi simge deyip popoları yırtınırcası tv ekranlarında ve gazete köşelerinde laiklik elden gidiyor diye çığırtkanlık yaparlar. Hadi türban siyasi simge dedin, yükseköğrenimde türbanı yasaklayıp başörtüsünü geleneksel olarak biçimleyerek serbestlik getirdin, bu sefer de vay anam bu özgürlük/serbestlik değil üniforma veya tektipe uydurma çığırtkanlığı başgösteriyor. Gel de şimdi bunlara poponla gülme! E hani senin derdin türbanlaydı, türban sorununu çözdün de tek tipin derdi mi aldı?
Şöyle üniforma tanımına bi bakalım:
1 . Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi.
2 . Silahlı kuvvetlerin resmî giysisi.
Tek tip kıyafet yaklaşımına da uymuyor bu benzetme çünkü sadece bağlama şekli belirtilmiş ayrıca başa bağlanacak örtü için renk, ölçü, desen gibi tek tipe yönlendirecek betimlemeler veya başını bu şekilde örten, üstüne şu şekilde bir kıyafet altına şöyle bir etek ayaklarına da şu şekilde bir ayakkabı giyecek şeklinde bir tanımlama da yapılmamış. E bu nasıl tek tip? (Allah'ınızı severseniz demiyorum) Lütfen, ne olur şu tv ekranlarında ettiğiniz sözleri programdan sonra seyredip de kendinizle ne kadar çeliştiğinizi , ne kadar komik ve aciz duruma düştüğünüzü bi seyredin (yine Allah aşkına demiyorum - takiye olmasın diye(!) ) neye inanıyorsanız onun aşkına!
3- Yükseköğretimde başörtüsü serbestliğinin başı açıklara baskı unsuru olarak kullanılacağını savunanlarla, ülkenin yurtdışı imajını düşünenler
O kadar senedir başı örtülü olanlara ev,mahalle, kasaba, şehir ne kadar baskı varsa yaparak başlarını açmaları yönünde ellerinden geleni ardlarına koymayanlar sadece iş dünyası açısından ne kadar başarılı oldular ki başı örtülü olanlar o kadar baskıya sebebiyet verebilsinler. Ne o, yoksa başı açık olan hatun kısmısının aydınlığına inancınız yok mu yoksa? Siyasetinizde başı örtülülerin karşısına seçenek yaşam formu olarak sunduğunuz başı açık hatun kısmısı o kadar zayıf iradeli mi, Cumhuriyet çocuğu olmayı bu kadar ucuza satabilecek bir potansiyel mi? Ben inanmıyorum!
Var ya aslında başörtüsü hikaye, kapitalist düzen ülkemizde kadın korkusunu örtüyle birbirlerine düşürerek aradaki birliği kırmaya çalışıyor. Öteki benim yaşam alanıma müdahale edecek korkusu yaratılarak kadınların hemcinsleriyle ve toplumla uyumu parçalanmaya çalışılıyor. İnsanların başının açık yükseköğrenim görmesi sanki yurtdışında ülke imajını çok değiştirmiş de hala daha bu savunuluyor. Medya ve haber ajansları, sanat dünyası dışarıya neyi yansıtırsa dışarıda o tanınır. Ülke imajı konusunda asıl sorun başı örtülü insanlar değil asıl söz ettğimi unsurlardır. İmaj konusunda takıntılı olanlar bu unsurları göden geçirmeli. Avrupa ve ABD'nin popüler sinemasına baksan; her ecnebi kadını bir bakış ve bir içkiyle yatağa atılacak bir seks aracı, gençleri uçkurundan başka bir şey düşünmeyen geri zekalı zibidiler vs. ama gerçek öyle mi?
4- Türban ve başörtüsü konusunda kadınlara hiç söz hakkı verilmemesi konusunda feveran edenler
Türban sorunu ne kadın ne de erkek meselesidir. Bütünüyle siyasi bir sorundur. Bu sorunun çözümü yönündeki çalışmalarda kadınların da bulunması güzel olurdu fakat kadınlara söz hakkı verilip verilmemesi bu sorunun çözümünde erkek görüşünden farklı şeyler ortaya çıkarmayacaktır. Bu tutum aptal feminizm örneğidir. Yani meydanda olan erkeklerin dile getirdiklerinden farklı birşey mi söyleyecekler? Elbette hayır, zaten medyada görüyoruz.
Çözüme yönelik girişime karşı çıkanların laiklik, anayasa temelinde savunmaları afaki yaklaşımlar. Bu sorunun bin an evvel çözülüp, yasama ve yürütmenin ülke geleceğine yönelik gerçek sorunlara yönelmesini ve bu çözüm girişiminin toplumsal huzur açısından başarıya ulaşmasını temenni etmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden.
Bir siyasal simge olduğu gerekçesiyle yükseköğrenimde takılmasına karşı çıkılan türban, bu ikili sayesinde siyasi simge türban dışında halkımızın geleneksel olarak başını örtmek için kullandığı bağlama şekliyle ele alınarak inancı gereği başını örten insanlara yükseköğrenimde bir şans tanımak için güzel bir fırsat. Gel gör ki bu insanlara bunu çok görenler eksik kalmıyor. MHP ve AKP'nin teklifine karşı çıkan güruhların tavırlarını ele almam arzusundayım.
1 - Başı türbanla örtülü olup, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı olanlar:
Bu insanların tavırları başlarındaki örtünün amacının samimiyetine gölge düşürüyor ve illa da türban diye tutturuyorlar. Madem inancın gereği başını örtme peşindesin inançlı bir insan için biçim, karşı çıktığınız kadar belirleyici olmamalı. İslam'ın özü itibariyle amaç/niyet önemli olduğundan biçime takılıp kalmak inancın istismara dönüşmesinin en büyük belirtisidir. Durum itibariyle bir karar vermeleri gerekiyor: İnandıkları gibi başlarını örterek öğrenim görmek mi istiyorlar yoksa başlarındaki örtüyle takiye yapanlara alet olmak arzusundalar mı?
2- Başı örtülü olmayıp kadın/erkek, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı çıkanlar:
Bunların tavırları en çok gülünesi olanı. İlk etapta türban bir siyasi simge deyip popoları yırtınırcası tv ekranlarında ve gazete köşelerinde laiklik elden gidiyor diye çığırtkanlık yaparlar. Hadi türban siyasi simge dedin, yükseköğrenimde türbanı yasaklayıp başörtüsünü geleneksel olarak biçimleyerek serbestlik getirdin, bu sefer de vay anam bu özgürlük/serbestlik değil üniforma veya tektipe uydurma çığırtkanlığı başgösteriyor. Gel de şimdi bunlara poponla gülme! E hani senin derdin türbanlaydı, türban sorununu çözdün de tek tipin derdi mi aldı?
Şöyle üniforma tanımına bi bakalım:
1 . Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi.
2 . Silahlı kuvvetlerin resmî giysisi.
Tek tip kıyafet yaklaşımına da uymuyor bu benzetme çünkü sadece bağlama şekli belirtilmiş ayrıca başa bağlanacak örtü için renk, ölçü, desen gibi tek tipe yönlendirecek betimlemeler veya başını bu şekilde örten, üstüne şu şekilde bir kıyafet altına şöyle bir etek ayaklarına da şu şekilde bir ayakkabı giyecek şeklinde bir tanımlama da yapılmamış. E bu nasıl tek tip? (Allah'ınızı severseniz demiyorum) Lütfen, ne olur şu tv ekranlarında ettiğiniz sözleri programdan sonra seyredip de kendinizle ne kadar çeliştiğinizi , ne kadar komik ve aciz duruma düştüğünüzü bi seyredin (yine Allah aşkına demiyorum - takiye olmasın diye(!) ) neye inanıyorsanız onun aşkına!
3- Yükseköğretimde başörtüsü serbestliğinin başı açıklara baskı unsuru olarak kullanılacağını savunanlarla, ülkenin yurtdışı imajını düşünenler
O kadar senedir başı örtülü olanlara ev,mahalle, kasaba, şehir ne kadar baskı varsa yaparak başlarını açmaları yönünde ellerinden geleni ardlarına koymayanlar sadece iş dünyası açısından ne kadar başarılı oldular ki başı örtülü olanlar o kadar baskıya sebebiyet verebilsinler. Ne o, yoksa başı açık olan hatun kısmısının aydınlığına inancınız yok mu yoksa? Siyasetinizde başı örtülülerin karşısına seçenek yaşam formu olarak sunduğunuz başı açık hatun kısmısı o kadar zayıf iradeli mi, Cumhuriyet çocuğu olmayı bu kadar ucuza satabilecek bir potansiyel mi? Ben inanmıyorum!
Var ya aslında başörtüsü hikaye, kapitalist düzen ülkemizde kadın korkusunu örtüyle birbirlerine düşürerek aradaki birliği kırmaya çalışıyor. Öteki benim yaşam alanıma müdahale edecek korkusu yaratılarak kadınların hemcinsleriyle ve toplumla uyumu parçalanmaya çalışılıyor. İnsanların başının açık yükseköğrenim görmesi sanki yurtdışında ülke imajını çok değiştirmiş de hala daha bu savunuluyor. Medya ve haber ajansları, sanat dünyası dışarıya neyi yansıtırsa dışarıda o tanınır. Ülke imajı konusunda asıl sorun başı örtülü insanlar değil asıl söz ettğimi unsurlardır. İmaj konusunda takıntılı olanlar bu unsurları göden geçirmeli. Avrupa ve ABD'nin popüler sinemasına baksan; her ecnebi kadını bir bakış ve bir içkiyle yatağa atılacak bir seks aracı, gençleri uçkurundan başka bir şey düşünmeyen geri zekalı zibidiler vs. ama gerçek öyle mi?
4- Türban ve başörtüsü konusunda kadınlara hiç söz hakkı verilmemesi konusunda feveran edenler
Türban sorunu ne kadın ne de erkek meselesidir. Bütünüyle siyasi bir sorundur. Bu sorunun çözümü yönündeki çalışmalarda kadınların da bulunması güzel olurdu fakat kadınlara söz hakkı verilip verilmemesi bu sorunun çözümünde erkek görüşünden farklı şeyler ortaya çıkarmayacaktır. Bu tutum aptal feminizm örneğidir. Yani meydanda olan erkeklerin dile getirdiklerinden farklı birşey mi söyleyecekler? Elbette hayır, zaten medyada görüyoruz.
Çözüme yönelik girişime karşı çıkanların laiklik, anayasa temelinde savunmaları afaki yaklaşımlar. Bu sorunun bin an evvel çözülüp, yasama ve yürütmenin ülke geleceğine yönelik gerçek sorunlara yönelmesini ve bu çözüm girişiminin toplumsal huzur açısından başarıya ulaşmasını temenni etmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)